Artık son haftalardayiz prensesimizi kucağımıza almak an meselesi . Bir tarafım çok sıkıldığım için hemen doğsun istiyor diğer tarafım yok sağlığı için içerde kalabildiği kadar kalsın istiyor ;)Bu ara kendimi Beyaz Show programının tiplemesi Hüsmen ağa gibi hissediyorum. Göbişim o kadar büyüdü ki tek hamlede yerimden kalkamadığım gibi dengemi de sağlayamadığım için penguenlere taş çıkarır sekilde yürüyorum . Her şeye rağmen çok mutluyum ki bu deneyimi çok büyük sıkıntımız olmadan sona getirmeyi başardık .6. Ayımıza kadar oğlumuz olacağını düşünüyorduk oysa kızımız olacakmış ve bize şaka yapmış ;) Çok mutlu olduk ....Adını Kayra Beren olarak düşünüyoruz.
9 Şubat 2012 Perşembe
Son trimester hatta son haftalar :)))
Etiketler:
doğum günü,
güncel,
KAYRA BEREN,
sevgi
2 Aralık 2011 Cuma
2.Trimester'a hoş geldiniz:)))
2.Trimester'a Hoş Geldiniz
17.hafta
Hala bulantım devam ediyor ve 1. trimester sonucu -4 kg :) Sevinmedim diyemem çünkü hamilelik öncesi fazla kilolarımı verip
18 Ağustos 2011 Perşembe
3.Ay ve 3.ayın sonu ile 1.Trimester bitiyor ...
3.Ay ve 3.Ayın sonu ile 1.Trimester bitiyor ...
12.hafta
Kırmızı erik kadar olmuşsun bitanem ve ben büyük mü konuştum bilmiyorum ama acaip midem bulanmaya başladım hiç birşey yiyemiyorum öyleki herşeyin kokusunu hisseder oldum .:( Baban bu hafta usg ile sana bakacak .Çok şanslı çünkü senin oluşumunu net şekilde izleyebiliyor
13.hafta
Seninle ikili test yaptık annecim .Test sonucunu rahat şekilde bekliyorum .Seni Allaha emanet ettim .Şu haziran ayı bitsede rahat rahat dolaşsak seninle.Sana hala Fetus diyorlar ama insana daha çok benzemeye başlamışsın .Gözlerin kafanın yan taraflarından ortaya kaymaya başlamış .Kulaklar normal pozisyonuna gelirmiş.Bu arada sana bir sır vereyim mi bebeğim ; Baban cinsiyetini öğrendi .Erkek olacakmışsın .Benim kurabiye adamım .Bu ismi sana Belkıs teyzen taktı .
14.hafta
Canım oğlum , Anne olmak zormuş kusmaktan hiç birşey yapamıyorum .İnsan günde 5 öğün kusarmı ? .İnsanın içine endişeler kaplıyor .Sana nasıl ebeveyn olucaz,geleceğini iyi sağlıyabilecek miyiz? ,İstediklerini alabilecekmiyiz ve seni istediğimiz gibi büyütebilecek miyiz?
15.hafta
Canım bu hafta ilk defa aşerdim o da .Antep salçası oldu .Anlamıyorum normalde tuzluyu hiç sevmem neredeyse tuzu yalayacak gibiyim .Kendimi kurban bayramı öncesi koyunlara tuz yalatırlar ya onun gibi hissediyorum .Umarım onlar gibi şişmem ve tartıda ağır gelmem :)Salatalık ve tuz en iyi arkadaşım .Sana yiyebildiklerimi söylesem benim nasıl ayakta kaldığıma şaşarsın küçük kurabiye adamım .
Salatalık, Salçalı ekmek, Limonlu soda ve Algida limonlu dondurma :)) bunları yiyebiliyorum .Ve hertürlü kokudan tiksiniyorum :( Kötü koku aklına gelmesin sevgili oğlum .Babanın kokusu benim için dünyanın en güzel kokusudur ama bu ara o bile fazla geliyor ...
16 hafta :
Kurabiye adamım sanaiki isim koymaya karar verdik ve ilk isminin KAYRA olmasına .Anlamı ise Allahtan gelen müjdeli haber ve lütuf demek .Sen bizim için gerçekten çok sıkıntılı bir anımda müjdeli bir habersin ve lütufsun birtanem.2. ismin konusunda Berk, Kağan ve babanın yoğun baskısı olarak İsmail koyma ihtimallerimiz var .Oğlum Anne olmak zor diyorum ya inan yakınmıyorum zevkle yoksa bütün ağzımdaki dişlerim ön dişlerim bile çok ağrıyor .Ağrıkesici de alamıyorum .İnan buzla uyuyakalıyorum .Zevkle çekilmese bu ağrılara , bulantıya katlanmak mümkün değil .Bu hafta itibari ile test sonucunu aldık ve test sonucun iyi çıktı birtanem.Seni allaha emanet ettiğim için çok rahatım ama inan elimden gelenin fazlasını yapıyorum ..
2.Ay biterken
2. Ay biterken
İnsan hamile olduğunda herkese mutluluğunu söylemek ve bebiş için birşeyler almak istiyor ama bu süreç biraz tehlikeli ve erken olduğu için biraz sakin geçmek zorunda kalıyor .2.trimestre sonu gibi alışveriş yapmak daha doğruymuş umarım dayanırım .Şu 3. ay dolsada artık söylesem herkese benimde bebeğim olacak diye ...
Şuan herşeyi çok rahat yiyorum hiç midem bulanmıyor çok rahat geçireceğim sanıırm ..
Umarım bebeğim iyidir yerinde rahatdır. Şu ameliyat dönemimim bile anlamı var diye düşünüyorum .yoksa benim gibi hareketli biri seni bilmeden tehlikeye atabilir miydi acaba ? böyle yatmam iyi sanırım .Sen rahatsız olma diye ani hareketler yapmamaya, çalışıyorum.
Hamilelikte 1.ay ,2.ay ve 3. ay
aaaa HCG Pozitifmiş yani ben HAMİLE miyim ???? :)))
Hamileliği 3 ayrı trimester 'a ayırmışlar bana göre de bu 3trimester şöyle oluşuyor .
1.trimester Hamileliğin vücut tarafından hazırlanması , alışma dönemi vee kadınların hormondan ibaret olduğunu kabullenmesi .
2.trimester En rahat olunduğu ve en zevkli dönemi
3.trimester ise hem bebeğin hem annenin hadi artık bitsin dediği dönem .
Hamileliğimin en hatırlamak istemiyeceğim ayları ilk 3 ayı diyebilirim .Hamileliğimi 7.haftasında öğrenmiş biri olarak ilk 1.5 aydan muafım :) İlgisisizlık yada bilgisizlik değil sadece kötü bir döneme denk geldiği için fark edemedim . Ameliyata girmeden testlerini yaptırmış ve sonucu negatif olması sonucu her iki bileğinden ameliyata girmiş biriyim.Ameliyat sonrası çok ağrım olduğu gibi her iki elimi kullanamadığım için yatağa mahkumdum diyebilirim .O dönemde şimdi sebebini algıladığım Sürekli uyku halini farklı nedenlere yormuştum .ilk haftalarda sürekli uyumamı Anestezi hekiminin ve ekibine bağlamıştım :))Ne anestezi ekibiymiş ,Ağrı çekmemem için ne verdillerse hala bebek gibi uyuyorum helal olsun diyordum .Sonraki haftalarda yıllarca çok yorulmuşum hem bedenen hem beynen yorgunluktan bu diyordum bir sonraki hafta ise ee iki elim atelde yapacak birşey yok uyuyorum diyordum ...Sonra doktor bir ablam gelip hamilelik testi yapmamı önerdi ..İyide ameliyata girerken yaptırdım ee sonrasında da süre çok az diye geçiştirdim ama o inatla idrar ile yapılan testlerden getirdi ve denememi istedi . Bir gün denemeye karar verdim ama sırf merakı gitsin diye ...Yoksa ben emindim yani hamile olamazdım :))
Testi denedim aa çiftt çizgi yani pozitif çıktı ..Verirken testin 2 ay süresinin geçtiğini ama yinede kullanılacağını söylemişti ..Sonuç pozitif ya test bozuk dedim eşime pozitif ama test bozuk sen bana yenisini alır mısın dedim ..O da bunlara güven olmaz ama hadi alayım dedi.. Yeni test saniyesinde kırmızı ve çift çizgi çıktı amann bu testlere güven almaz yanlıştır dedik ama bir tarafımızda acaba dedi çünkü ben hala ağrı kesici, antibiyotik üzerine gribim diye tamiflu almaya devam ediyordum yani almamam gereken herşeyiiii........
Gece saat 22:00 Devlet hastanesinin yolu tutulur kan verilir ve sancılı 40 dakika beklenir ...Eşim radyolog olduğu için USG ile bakalım beklerken dedi. .Kendisi hamilelik kesesini görmüş ama heyecandan farklı mı gördüm boş yere ümitlendirmeyeyim diye söylememiş bu arada USG rahat çıksın diye içiğim 1.5 litre vişne suyu ve yarım litre su ile yerimden zor kalktım :) Sonucu almaya gidemiyeceğimi söyledim eşim gitti ve elinde kağıdı salllaya sallaya geldi .Hatırladığım pozitif mi diyorum 1000 diyor canım pozitif mi diyorum 1000 diyor önce anlamadım HCG değerini söylüyormuş ..Şaşkınlıkla hamile olduğumu öğrendiğimizde ikimizde ağlamaya başladık ..O gün hastanedeki en mutlu insanlar bizdik sanırım ..İnsanlar acilden geçerken ve servislere giderken şaşkın şaşkın bize bakıyorlardı biraz utandım öyle hoplayıp zıpladığıma ama içimdende haykırmak istiyordum ...Gece saat 24:00 civarı bizim ufaklığın anneannesini , babaannesini ,dedelerini , teyzesini ve halasını aradık ...Hepsi çok sevindi nasıl yattığımı ve sabahın olduğunu bilmiyorum ...
Ertesi gün sevincimin yerini korku aldı....Eee ben hamileyken ameliyat olmuşum .Genel anestezi aldım ,antibiyotik,analjezik ,tamiflu vs vs vs...Eee bebeğime zararı ???? Hemen bulunduğumuz il olan Trabzonda özel bir hastanedeki doktora gittik ..Aman yarabbi hipokratın yemini yerine merkez bankası yemini etmiş.Empati ,sempatiden nasibini almamış derdi ne kadar kısa sürede ne kadar çok hasta bakarım yaklaşımlı bayan doktor bize ilk cümlede bebeği aldırmamızı öğütledi ...Eee yer karadeniz doğum oranı yüksek sorunsuz hasta varken neden uğraşsın değil mi? içeri girmem ,sekreterin formu doldurması , sedyeye yatmam ( iki elim atelde kendim ne yatabiliyorum ne kalkabiliyorum , USG ile bakması kalp atışını dinletmesi ,üzerimi toplamam , bebeği üniversiye gidin baktırın gebeliğe son verin demesi bir ssürü test toplam 11 DAKİKA ........!!!!!
Kendisi de doktor olan eşimde bende şoktayız hani deontoloji , hani özel hastanede olmamız hani ilk gebeliğimize olan yaklaşım ....Hiç biri yoktu ve ortam hijyende değildi ..Hatırlamak dahi istemiyorum ...Öyleki bebişin kalp atışının tadına bile varamadık ...Doktorun odasından çıktık testleri yaptırmayacağımızı , doktordan memnun kalmadığımızı belirtip ayrıldık ..Sonra Arkadaşlarımızdan anestezi hekimi olanına , kadın doğumcu ablamıza ve ameliyat olduğum anestezi ekibinin kullandığı ilaçlardan genetik doktoruna danışıp rahatlayıncaya kadar 1 hafta korkulu bir dönem geçti....
Sonraki hafta şimdiki doktorumuzu bulduk iyi bir bilgilendirme tatlı bir yaklaşımla bizim fasülyenin kontrollerine başladık şekilsel ve boyutsal mercimekle fasülye arasında olduğu için ona fasülye adını taktım :))
Benim minik tatlı fasülyem hoş geldin aramızaa
PİDEZZA
PİDEZZA
Nam-ı diğer PİDE PİZZA
Hoş geldi hatta yavaş yavaş sonuna geliyoruz mübarek Ramazan ayının .Ramazan denilince pide ve güllaç ilk akla gelenlerden olur .Bizim evde de durum aynı pide Ramazanımızın baş aktörü. Ekmeğin yerini pide alıyor özellikle şöyle fırından yeni çıkmış miss gibi kokan pideye dayanamıyoruz .İnsan aç olunca o kokuya dayanamıyor ve alıyor sonuş ise yiyebileceğimizden daha fazla pide ....
Pide sıcakkken çok güzel ama soğuduğunda hatta ertesi güne kalıyorsa ekmekten daha çabuk bayatlıyor hele birde 2 gün beklemişse vay o pideyi yemeğe kalkışanın haline ..
Durum böyle olunca atmaya kıyamadığın pideleri değerlendirmek zorundasın :) Bende pideler atılmasın diye kafama göre bir tarif geliştirdim hem iftarda hem sahurda çok beğenildi .Yapımı çok kolay olduğu için zevkle yapıyorsun artı dolaptaki herşey malzemen olabiliyor.
Ben Ramazan boyunca 6-7 kere yaptım hepsi de farklı çeşit oldu .Gelelim Pide pizza benim deyimimle PİDEZZAnın tarifine ;
Malzeme :
Pide
kaşar peyniri
Telli trabzon peyniri
zeytin
sucuk
yeşil biber
Labne peyniri
mısır
Sosu için ;
2 kaşık salça
2 kaşık yağ ( Ben hiç koymuyorum )
3-4 adet olgun domates
3-4 adet salçalık kırmızı biber
1 kaşık şeker
1 kaşık sirke
tuz
karabiber
köri
yenibahar
nane
kekik
fesleğen ve sevdiğiniz tüm baharatlar
acı biberyada kırmızı pul biber
Sosun Yapılışı :
Domates ve salçalık biberleri minik minik doğrayın .Sos tenceresine arzuya göre 2 kaşık yağ koyun.Yağ kızıdktan sonra salçayı eritin üzerine domates ve biberleri ekleyin .Tuzunu , şekerini,sirkesini ve tüm istediğiniz baharatları koyup kaynamasını bekleyin ve ılınması için biraz bekletin .
Pidezza'nın Yapılışı :
Pideleri kare şeklinde kesmeye çalışın yada doğal haliyle kalsın .Sonra pideyi ortadan ikiye kesin böylelikle hamur kısmı daha incelmiş oluyor ikiye ayırdığınız pideleri suya tutup hemen çekin çok ıslanmasınlar ama kuruda kalmasınlar .Tepsiye yaglı kağıt dizin yada borcama öylece yerleştirin ve üzerine hazırladığınız sondan bolca dökün yada bu işlemi tersten yapabilirsiniz .Yani pideleri sosun içine batırıpta pideleri tepsiye de dizebilirsiniz.Üzerine ben dolapta kaşar yerine trabzon telli peyniri olduğu için telli peynirden koydum .Sucukları ince şeritler halinde kestim yerleştirdim .Mısır ekledim . Yeşil zeytin koydum .Renk versin diye ince şerit halinde yeşil biber koydum .En üstüne de dolapta yarım kalan Labneden çay kaşıkları ile azar azar Labne peyniri koydum .Sonra hazırladığım pizzamı 10-15 dakika 150-180 C sıcaklığındaki fırına koydum ve peynirler eridiğinde çıkardım .Yumuşak ve inanılmaz lezzetli pidezzalarım oldu : ) Gerçekten pizza tadında ...Afiyet olsun
20 Mayıs 2011 Cuma
Alkollü Trafik canavarına meze olurken!!!!!
Alkollü Trafik canavarına meze olurken!!!!!
Dün geceyi hatırlamak dahi istemiyorum ...Geçirdiğim operasyon sonrasında uzun zamandır raporlu evde iyileşmeyi bekliyorum ..Bu sırada uzun süredir dışarı çıkamadığım ve bunaldığım için eşim bana biraz hava aldırmak ve tatil gününün tadını çıkarmak için arabamızla gezintiye çıktık. Yakın mesafedeki arkadaşımızı görmeye gittik ve güzel vakit geçirip geri yola koyulduk ...Uzun zamandır dışarı çıkmadığımdan gün beni çok yordu evimize varmamıza 2- 3 km kalmıştı ...Çift olarak emniyet kemerlerimizi şehir içi ve dışında takmayı adet edinenlerdeniz ve iki defadır bunun ne kadar doğru bir hareket olduğunu deneyimlerle anlıyoruz..
Karadenizde yaşam gerçekten hızlı , insanların kanı yerinde duramıyor öyleki ışıklarda beklemek zaman kaybı bile gelebiliyor ne gerek varki yetişmemiz gereken her daim bir yer varken ışık da beklemek de ne....
İstanbulda yaşarken bende eşimde EDS 'den dert yanar dururduk bırak kırmızıda geçmeyi sarı görünce zınk diye durman gerekirdi çünkü 1-2 saniyede kırmızı oluyordu .Başlangıçta tüm İstanbullularla beraber alışıncıya kadar zorluk çektik ve söylendik hatta 1-2 defa takılıp eve bizimde cezalarımızda gelmişti. Ama Kasım 2010 tarihinde Trabzon'a taşınınca yaşasın kurtulduk EDS olmayan şehir demiştik ...
Erken sevinmişim keşke tüm şehirlerde EDS olsa bizde ceza yeme bahasına da olsa güvenle yaşabilsek....
Dün gece saat 23:00 civarıydı Trabzon'un en büyük ilçesi olan Akçaabat dan evimize doğru seyir halinde idik ...Kırmızı ışığı görünce her bilinçli canını ve sevdiklerini düşünen insanlar olarak durduk ve yeşil ışığı beklemeye başladık . O an birşey oldu sadece sırtımda bir basınç ve ağrı hissettim .Arabadan can havli ile inince olayın idrakına vardık . Arkamızda pert olmuş beyaz bir broadway vardı arabamızın tamponu yerde etrafta cam kırıkları ve olduğumuzdan yerden 3-4 metre daha ilerideydik .Biz ışıklarda beklerken arkamızdan tüm hızıyla bize vurmuş ve bizi yaya geçidinde de öteye savurmuştu .O şok ve korkuyla indiğimizde bağırmaya başladık siz kırmızı ışık tanımazmısınız nasıl insanlarsınız vsvsvs diye...O an sürücü koltuğundaki 35-40 yaşlarındaki kır saçlı koyu tenli adam yalpalayarak ve dili sürçerek birşey olmamış işteeeeeee diye birşeyler geveledi..Sürücünün yan koltuğunda oturan yabancı uyruklu olduğu belli olan kadın ise eliyle kafasını tutuyordu .Ön camları kırılmıştı .O an adamın kör kütük sarhoş olduğunu anladım eşime de adamlar sarhoş, adamlar sarhoş alkollü hemen alkol testii diye şoktan tekrarlayıp duruyordum eşim o arabaya dogru gitti önde sarhoş gözüken başından yaralanmış kan içindeki kadının yaralı olduğunu söyledi..Hemen polisi aradık ve 2-3 dakikada polis ve ambulans geldi ...Yaralı kadın ve adamı ambulans'a bindiler biz arabamız sayesinde yaralanmamıştık.Fakat sürücünün yaralıdan çok alkollü olduğu için olay yerinden uzaklaşma niyetinde olduğunu sonradan anladık .
Korkudan eşim ve ben şoktaydık çünkü arkamızdaki bize çarpan araba darmadağındı , her yere cam parçacıkları dağılmıştı , yerde plaka vardı bizimki sandığımızdan kaldırdığımızda 28 numaralı bir plaka olduğunu gördük bize çarpan arabanın plakasıydı... , yerden arabımızın tamponunu kaldırdık ve öylece birbirimize bakakaldık.Her yer darma duman , insan kalabalığı , konuşan insanlar , ambulans , polis ve sağ sağlim olduğumuza hala inanamıyorduk....
Polis bize çarpan arabaya baktığında arabada bira şişeleri varmış .Eşimde baktığında ön sürücü koltuğunda bira şişelerini görmüş.Polis iyi olduğumuzu görünce şikayetçi olup olmadığımızı sordu . Tabiki Şikayetçi olduğumuzu söyledik .İfade vermek ve kaza tutanağı için karakola gittik. Karakolda karşı tarafı beklerken alkollü şekilde hastanede doktora sorun çıkardıklarını alkol testi yaptırmayı red ettiklerini hatta sürücünün kendisi olmadığını sürücünün kaçtığını söylemiş.Şaka gibi bize çarpacak kadar sarhoş böyle sinsice plan yapacak kadar ayık...Polis hastane sonrası teşhis edebileceğimizi ve sonradan gidebileceğimizi söyledi saat 02:00 olmuştu çok yorulmuştuk.O sırada bir gürültü oldu biz sürücü geldi sanarken Giresundan kaza haberini alıp gelen sürücünün kardeşi ve kuzeniymiş .Bilin bakalım gürültünün sebebi neymiş? Gelen yakınları da alkollüymüş ve Trabzon Giresun arası 110 km'yi alkollü ve trafik canavarı şeklinde gelmişler...Bir süre problem çıkardıktan sonra sürücü geldi teşhis ettik uzaktan ve polisle birlikte mağdur olarak hastaneye gittik. Korku dolu gece sonunda 3 gibi evimize gelip kendini bilmez trafik canavarının mezesi olmaktan son anda pas geçip güvenle evimize geliyoruz...
Dün geceyi hatırlamak dahi istemiyorum ...Geçirdiğim operasyon sonrasında uzun zamandır raporlu evde iyileşmeyi bekliyorum ..Bu sırada uzun süredir dışarı çıkamadığım ve bunaldığım için eşim bana biraz hava aldırmak ve tatil gününün tadını çıkarmak için arabamızla gezintiye çıktık. Yakın mesafedeki arkadaşımızı görmeye gittik ve güzel vakit geçirip geri yola koyulduk ...Uzun zamandır dışarı çıkmadığımdan gün beni çok yordu evimize varmamıza 2- 3 km kalmıştı ...Çift olarak emniyet kemerlerimizi şehir içi ve dışında takmayı adet edinenlerdeniz ve iki defadır bunun ne kadar doğru bir hareket olduğunu deneyimlerle anlıyoruz..
Karadenizde yaşam gerçekten hızlı , insanların kanı yerinde duramıyor öyleki ışıklarda beklemek zaman kaybı bile gelebiliyor ne gerek varki yetişmemiz gereken her daim bir yer varken ışık da beklemek de ne....
İstanbulda yaşarken bende eşimde EDS 'den dert yanar dururduk bırak kırmızıda geçmeyi sarı görünce zınk diye durman gerekirdi çünkü 1-2 saniyede kırmızı oluyordu .Başlangıçta tüm İstanbullularla beraber alışıncıya kadar zorluk çektik ve söylendik hatta 1-2 defa takılıp eve bizimde cezalarımızda gelmişti. Ama Kasım 2010 tarihinde Trabzon'a taşınınca yaşasın kurtulduk EDS olmayan şehir demiştik ...
Erken sevinmişim keşke tüm şehirlerde EDS olsa bizde ceza yeme bahasına da olsa güvenle yaşabilsek....
Dün gece saat 23:00 civarıydı Trabzon'un en büyük ilçesi olan Akçaabat dan evimize doğru seyir halinde idik ...Kırmızı ışığı görünce her bilinçli canını ve sevdiklerini düşünen insanlar olarak durduk ve yeşil ışığı beklemeye başladık . O an birşey oldu sadece sırtımda bir basınç ve ağrı hissettim .Arabadan can havli ile inince olayın idrakına vardık . Arkamızda pert olmuş beyaz bir broadway vardı arabamızın tamponu yerde etrafta cam kırıkları ve olduğumuzdan yerden 3-4 metre daha ilerideydik .Biz ışıklarda beklerken arkamızdan tüm hızıyla bize vurmuş ve bizi yaya geçidinde de öteye savurmuştu .O şok ve korkuyla indiğimizde bağırmaya başladık siz kırmızı ışık tanımazmısınız nasıl insanlarsınız vsvsvs diye...O an sürücü koltuğundaki 35-40 yaşlarındaki kır saçlı koyu tenli adam yalpalayarak ve dili sürçerek birşey olmamış işteeeeeee diye birşeyler geveledi..Sürücünün yan koltuğunda oturan yabancı uyruklu olduğu belli olan kadın ise eliyle kafasını tutuyordu .Ön camları kırılmıştı .O an adamın kör kütük sarhoş olduğunu anladım eşime de adamlar sarhoş, adamlar sarhoş alkollü hemen alkol testii diye şoktan tekrarlayıp duruyordum eşim o arabaya dogru gitti önde sarhoş gözüken başından yaralanmış kan içindeki kadının yaralı olduğunu söyledi..Hemen polisi aradık ve 2-3 dakikada polis ve ambulans geldi ...Yaralı kadın ve adamı ambulans'a bindiler biz arabamız sayesinde yaralanmamıştık.Fakat sürücünün yaralıdan çok alkollü olduğu için olay yerinden uzaklaşma niyetinde olduğunu sonradan anladık .
Korkudan eşim ve ben şoktaydık çünkü arkamızdaki bize çarpan araba darmadağındı , her yere cam parçacıkları dağılmıştı , yerde plaka vardı bizimki sandığımızdan kaldırdığımızda 28 numaralı bir plaka olduğunu gördük bize çarpan arabanın plakasıydı... , yerden arabımızın tamponunu kaldırdık ve öylece birbirimize bakakaldık.Her yer darma duman , insan kalabalığı , konuşan insanlar , ambulans , polis ve sağ sağlim olduğumuza hala inanamıyorduk....
Polis bize çarpan arabaya baktığında arabada bira şişeleri varmış .Eşimde baktığında ön sürücü koltuğunda bira şişelerini görmüş.Polis iyi olduğumuzu görünce şikayetçi olup olmadığımızı sordu . Tabiki Şikayetçi olduğumuzu söyledik .İfade vermek ve kaza tutanağı için karakola gittik. Karakolda karşı tarafı beklerken alkollü şekilde hastanede doktora sorun çıkardıklarını alkol testi yaptırmayı red ettiklerini hatta sürücünün kendisi olmadığını sürücünün kaçtığını söylemiş.Şaka gibi bize çarpacak kadar sarhoş böyle sinsice plan yapacak kadar ayık...Polis hastane sonrası teşhis edebileceğimizi ve sonradan gidebileceğimizi söyledi saat 02:00 olmuştu çok yorulmuştuk.O sırada bir gürültü oldu biz sürücü geldi sanarken Giresundan kaza haberini alıp gelen sürücünün kardeşi ve kuzeniymiş .Bilin bakalım gürültünün sebebi neymiş? Gelen yakınları da alkollüymüş ve Trabzon Giresun arası 110 km'yi alkollü ve trafik canavarı şeklinde gelmişler...Bir süre problem çıkardıktan sonra sürücü geldi teşhis ettik uzaktan ve polisle birlikte mağdur olarak hastaneye gittik. Korku dolu gece sonunda 3 gibi evimize gelip kendini bilmez trafik canavarının mezesi olmaktan son anda pas geçip güvenle evimize geliyoruz...
Etiketler:
alkollü sürücü,
güncel,
trafik canavarı
10 Nisan 2011 Pazar
Carte D’oR Serüvenleri 1.Bölüm "Macaron "
Fransa’nın leziz tatlarından macaronu bilmeyen var mı? Ünlü Fransız macaronları, Carte d’Or sıcak tatlılar serisinden çikolatalı macaron ile artık evde de yapılabilecek. Carte d’Or bu eşsiz lezzeti, yoğun ve zengin çikolata seçeneğiyle sunuyor.
2 yıl önce paris'e yaptığımız gezide Pierre Hermé 'nin ve Ladurée'in macaronları ile tanışma fırsatı buldum ..Buldum ne kelime sırf tekrar tadabilmek adına 5 km lik yolu tekrar yürüdük :)Herbiri mücevher gibiydi. Hepsini birden yemeye kıyamadık ..Kutusunda özenle taşıyıp her güne kendimizi ödülendirerek keyfine vardık.
Pasta merakımdan sonra birkaç macaron tarifi aldım ama cesaret edip deniyemedim...Gözümde o kadar yapılası zor tatlılardı .Seyahatimiz sonrası İstanbulda macaron avına çıktım Divan pastanesi, Pelit pastanesi ve kitchenette gibi denemelerim olduysa da fiyat harici benzerlik yakalayamadım :)
Macaron ve Cheesecake benim için gerçekten özel iki tatlı diyebilirim.Ancak usta eller damağımda tadını gün boyu sürdürebiliyor.Böylesine özel bir tatlıyı Carte d’Or 'un kutusuna girmiş halde görünce hemen almak istedim..
Carte d’Or beklediğimden daha iyi çıktı diyebilirim.12 porsiyon çıkıyor ve gercekten uğraştığına değiyor .Elime kutuyu aldım ve mutfakta başladım hummalı bir çalışmaya . Kutunun arkasında yazanları okudum. Ben macarondan önce arasına koyduğumuz çikolata karışımından başladım ve soğuması için dolaba bıraktım.Tarifte bahsedilen gibi önce 2 adet yumurtanın beyazını kar gibi olana kadar çırptım. Sonra üzerinde çikolatalı macaron yazan toz karışımı ekleyip önce 1-2 dajika mikser sonrasında tahta bir kaşık yardımıyla karıştırdım.
Hazırladığım karışımı benden önce deneyen arkadaşımın uyarması üzerine yayıldıklarını duyduğum için karışımı sıkma torbasına doldurup sıktım. Şekiller daha iyi oldu.. Tepsiyi önceden ısıtmadan soğuk fırına koydum ve yazdığı gibi fırının en düşük sıcaklığı beni fırınıma göre 50C ve 50C’de 20 dakika pişirdim. Sanırım bunun amacı kabuk tutmasıydı .Sonra fırını 150 C’ye getirip tam 15 dakika daha pişirdim. Fırının kapağını hiç açmadım .Hafif kabardılar hatta biraz hafiften fazla kabardılar .Sinir olmadım diyemem arasına puding vari çikolata karışımını koyduğumda gercekten iri macaronlarım oldu diyebilirim :) sonraki denemelerimde en minik kek kalıplarına dökerek yaptıgımda şekilsel olarak daha başarılı oldular . Fırından çıktıktan sonra macaronları soğumaya bıraktım.Önceden hazırladığım çikolata karışımını iki macaronların arasına taşırmadan sürdüm ve tadılmak üzere servis tabağına yerleştirdim.
Bu ürünü denemek isteyenler için kurallara harfiyen uymaları gerekiyor.Şekiller acısından tepsiye yayıldıklarında moralinizi bozmayın küçük kalıplar yardımıyla kesebilir ve düzgün şekiller haline getirebilirsiniz.Tadı gerçekten denemeye değer.
2 yıl önce paris'e yaptığımız gezide Pierre Hermé 'nin ve Ladurée'in macaronları ile tanışma fırsatı buldum ..Buldum ne kelime sırf tekrar tadabilmek adına 5 km lik yolu tekrar yürüdük :)Herbiri mücevher gibiydi. Hepsini birden yemeye kıyamadık ..Kutusunda özenle taşıyıp her güne kendimizi ödülendirerek keyfine vardık.
Pasta merakımdan sonra birkaç macaron tarifi aldım ama cesaret edip deniyemedim...Gözümde o kadar yapılası zor tatlılardı .Seyahatimiz sonrası İstanbulda macaron avına çıktım Divan pastanesi, Pelit pastanesi ve kitchenette gibi denemelerim olduysa da fiyat harici benzerlik yakalayamadım :)
Macaron ve Cheesecake benim için gerçekten özel iki tatlı diyebilirim.Ancak usta eller damağımda tadını gün boyu sürdürebiliyor.Böylesine özel bir tatlıyı Carte d’Or 'un kutusuna girmiş halde görünce hemen almak istedim..
Carte d’Or beklediğimden daha iyi çıktı diyebilirim.12 porsiyon çıkıyor ve gercekten uğraştığına değiyor .Elime kutuyu aldım ve mutfakta başladım hummalı bir çalışmaya . Kutunun arkasında yazanları okudum. Ben macarondan önce arasına koyduğumuz çikolata karışımından başladım ve soğuması için dolaba bıraktım.Tarifte bahsedilen gibi önce 2 adet yumurtanın beyazını kar gibi olana kadar çırptım. Sonra üzerinde çikolatalı macaron yazan toz karışımı ekleyip önce 1-2 dajika mikser sonrasında tahta bir kaşık yardımıyla karıştırdım.
Hazırladığım karışımı benden önce deneyen arkadaşımın uyarması üzerine yayıldıklarını duyduğum için karışımı sıkma torbasına doldurup sıktım. Şekiller daha iyi oldu.. Tepsiyi önceden ısıtmadan soğuk fırına koydum ve yazdığı gibi fırının en düşük sıcaklığı beni fırınıma göre 50C ve 50C’de 20 dakika pişirdim. Sanırım bunun amacı kabuk tutmasıydı .Sonra fırını 150 C’ye getirip tam 15 dakika daha pişirdim. Fırının kapağını hiç açmadım .Hafif kabardılar hatta biraz hafiften fazla kabardılar .Sinir olmadım diyemem arasına puding vari çikolata karışımını koyduğumda gercekten iri macaronlarım oldu diyebilirim :) sonraki denemelerimde en minik kek kalıplarına dökerek yaptıgımda şekilsel olarak daha başarılı oldular . Fırından çıktıktan sonra macaronları soğumaya bıraktım.Önceden hazırladığım çikolata karışımını iki macaronların arasına taşırmadan sürdüm ve tadılmak üzere servis tabağına yerleştirdim.
Bu ürünü denemek isteyenler için kurallara harfiyen uymaları gerekiyor.Şekiller acısından tepsiye yayıldıklarında moralinizi bozmayın küçük kalıplar yardımıyla kesebilir ve düzgün şekiller haline getirebilirsiniz.Tadı gerçekten denemeye değer.
Etiketler:
Carte d’Or macaron,
çikolata,
macaron,
tatlı,
yemek,
yemek çikolata
28 Şubat 2011 Pazartesi
ya SONRA ...
26 Şubat 2011 Cumartesi izledim bu filmi .İki sevdiğim arkadaşım ve ben güzel bir yaylada yaptığımız kahvaltı sonrası yanımızda eşimiz ,sevgilimiz olmadan bayan bayana izlemeye gittiğimiz bir film oldu "ya sonra". Filme girerken çok beklentimiz yoktu .Filmi izlemeye başladığımda yeri geldi gülümsedim , yeri geldi ağladım ve çokca da kendimi sorguladım ... Türk sineması son zamanlarda gerçekten insanın içini ısıtan filmlere imza atmaya başladı. Sinemadan çıkarken yazık oldu parama ve zamanıma demiyorsunuz .Bu durum oldukça sevindirici o yüzden Korsan film izlemye HAYIR sinemaya gitmeye EVET...
Film'i izlerken yer yer kendimi sorgularken buldum .Eminimki filme giden bir çok Türk kadını filmin bir çok karesinde de kendini görmüştür .Güzel bir flört'ün sonunda benim masalım da evlilikle yani mutlu sonla bitenlerden .Sanırım tam bitiş demek doğru olmaz aslında evlilikle mutlu son değil bir başlangıç yapıyorsunuz. Bizde evlendik ve gerçekten mutluyum .Bizi tanıyanlar bilirler ikimizde birbirimiz için birer hediyeyiz.2.5 yıllık evliliğimizde hala birbirimizin gözünün içine sevgiyle bakıyoruz.(Lütfen nazar değdirmemek için Maşallah diyelim :) )Her ne kadar yaşam kavgası yüzünden bunalsakda birbirimizde nefes alabiliyoruz.
Durumumuz böyle olacak kadar şanslı olsa da evlendikten sonra eşinin soyadını aldıktan sonra onun hayatını yaşamaya başlıyorsunuz . Hele benimki gibi eşinin mesleği toplumda kabul edilir bir mevkide ise, senin iki üniversite bitirmiş olman yada bir kaç dil bilmen bile anlamsız kalabiliyor. İkinizden biri kariyerine devam edecekse o sen olmuyorsun ;)
Çalıştığım sektöre girerken hayallerim ve de gelmek istediğim bir nokta vardı...Ama evlendikten sonra gerçeklerle yüzleşiyorsun..Yapmak istediğin işin gereklerinden biri ayın 15-20 gününü seyahat etmek olup çok yoğun çalışman gerekecek bir iş olursa çocukda yaparım kariyerde demek pek inandırıcı olmuyor .
Çalışan bir bayan olsanda bayansın sonuçta.Türk örf ve anenelerle yetişmişsinizdir ve evine geldiğinde yemek yapmak ,bulaşık, çamaşır ve ütü gibi ev kadınlarının bütün görevleri üzerindedir .Ev hanımından farkın sadece daha kısıtlı vakitlerde bu işleri yapmak zorunda olmandır.
Hem çalışıp hem evini organize edebildiğinde de madalya veren de olmuyor :) Kapitalizm ve Feminizm'in katkılarıyla diyorum sadece :)
Filmi izlerken Didem (Deniz çakır )bir sahnede saymaya başlıyor ... "Senin ailen,arkadaşların ,senin işin ,senin olmak istediğin yer ,her şey sen ve senin istediklerin peki ben bu hayatın neresindeyim ? " Filmin sonunda cevabı süper bağlamışlar izleyince görürsünüz:)
İşte bu sahnede ben öylece kaldım gözümden istem dışı göz yaşı döküldü kendime sormaktan bile çekindiğim her soruyu nefes almaksızın sıralıyordu ...Bakışları ,mimikleri harikaydı ...Benim hayatımda da benzer noktalar var ama filmdeki kadına göre çok şanslı olduğum noktalar var ...Örneğin evlendikten sonra eşim'in isteğiyle İstanbul'un avrupa yakasına taşındık .Şuanda bu geçerli olmasa da eşimin isteğiyle farklı sektöre mi geçsem dedik ,sonrasında her ne kadar eşim istemese de ve mecbur olsak da onun mesleki zorunlulukları için istanbul dışında Trabzonda yaşıyoruz .Kısa bir süre sonra askeri zorunlulukları yüzünden farklı bir şehirde olabiliriz ve sonrasında uzmanlık sonrası onun mesleki gelişimi için çok daha farklı bir şehirde de olabiliriz... Bunları düşündükçe çok büyük fedakarlıklar gerekiyor ve bunlar ancak sevgi için yapılabilir geliyor....Bazen bencil olan tarafımız ağır geldiğinde de "BEN"bunların neresindeyim? ya benim hayallerim!!! diyebiliyorsunuz ...
Allahtan eşim beni takdir eden biri de mutsuzluğum katlanmıyor hatta son zamanlarda hayallerimi benden daha çok sahiplendi ve ,inanın bana yardımcı olmaya çalışıyor diyebilirim .Hayallerimi gerçekleştirmek için ağır ve uzun bir eğitim almam ve bunun içinde uzun bir seyahatde olmam gerekiyor .Evli bir kadınım ve mantıklı düşündüğümde yapılması çok zor gözüken hayallerim var .Hayal olarak kalacaklar sanırım çünkü seçimler söz konusu ...Eğer hayallerimin peşinden gidersem hem çocuk sahibi olmayı ertelemem gerekecek hemde eşimden bir müddet ayrı kalmam gerekecek ...Bunlara değer mi hala bilemiyorum ????
....
Şuan öyle bir dönemdeyim ki hayatıma yön veremiyorum ve sanki bu benim hayatım değil ...İşime sahip çıktım ve şuan işimden besleniyorum, beni ayakta ve taze tutuyor," İşim" ve "eşim" hayata bağlayan damarlarım oldu . hayatımda ilk defa önümü göremiyorum ,hayatımın algoritmasını çizemiyorum.Hayatıma yön veremeden, zorunlulukların ve zaman sorununun gölgesinde, şehirden şehire göç ediyorum.
Kendim ve çekirdek ailem arasında bocalamadayım .Hayallerimi gerçekleştirebilirsem kendi hayatımın dizginini tutup nadasa bıraktığım özgüvenimi tekrardan elime alacağım ve kimse beni tutamayacak ....Bu film benim ruhuma çöktü kendimle yüzleştirdi diyebilirim ....
Film'in kendi konusuna gelince : Adem ( Özcan Deniz) Didem ( Deniz Çakır) birbirlerini severek evlenen hala da seven bizim sizin gibi bir çift .Uzun flört'ün sonunda birliktelik evlilik ile sonlanmış.Filmde evlendikten sonra AŞK'ın şekil değiştirdiğini ve Sevginin yerini aldığının en güzel örneklerini görebiliyorsunuz.
Adem evliliğinde bütün görevlerini yerine getirdiğini sanıp, asıl eşine olan desteğini yerine getiremediğinin farkında değildir ve herşey mükemmel gidiyor zannetmektedir.. Didem ise özgüveni ni yitirmeye ve mutsuz bir kadına dönüşmeye başlamıştır.Şans yüzüne gülmüştür ve kendini tekrar önemli hissedecek büyük bir projeyle yani işiyle hayata tutunmuştur. Masalın diğer prensi olan Cem 'in (Barış Falay'ın) de Didem'e tutulmasıyla ( Ezelden sonra onu bu rolde örmek güzel oldu )olaylar farklı bir yöne gitmeye başlamıştır.
Eşi için kendini , hayallerini bir kenara bırakacak kadar cesur ve fedakar olan Didem bu sefer kendisinin eşinin hayatnın neresinde olduğunu sorgular ? Ve işine sarılarak Adem'den ve hayatından gider .Gider ama kopamaz...Bu sefer beyaz atlı prensinin gelip kendisini almasını bekler...
Durumumuz böyle olacak kadar şanslı olsa da evlendikten sonra eşinin soyadını aldıktan sonra onun hayatını yaşamaya başlıyorsunuz . Hele benimki gibi eşinin mesleği toplumda kabul edilir bir mevkide ise, senin iki üniversite bitirmiş olman yada bir kaç dil bilmen bile anlamsız kalabiliyor. İkinizden biri kariyerine devam edecekse o sen olmuyorsun ;)
Çalıştığım sektöre girerken hayallerim ve de gelmek istediğim bir nokta vardı...Ama evlendikten sonra gerçeklerle yüzleşiyorsun..Yapmak istediğin işin gereklerinden biri ayın 15-20 gününü seyahat etmek olup çok yoğun çalışman gerekecek bir iş olursa çocukda yaparım kariyerde demek pek inandırıcı olmuyor .
Çalışan bir bayan olsanda bayansın sonuçta.Türk örf ve anenelerle yetişmişsinizdir ve evine geldiğinde yemek yapmak ,bulaşık, çamaşır ve ütü gibi ev kadınlarının bütün görevleri üzerindedir .Ev hanımından farkın sadece daha kısıtlı vakitlerde bu işleri yapmak zorunda olmandır.
Hem çalışıp hem evini organize edebildiğinde de madalya veren de olmuyor :) Kapitalizm ve Feminizm'in katkılarıyla diyorum sadece :)
Filmi izlerken Didem (Deniz çakır )bir sahnede saymaya başlıyor ... "Senin ailen,arkadaşların ,senin işin ,senin olmak istediğin yer ,her şey sen ve senin istediklerin peki ben bu hayatın neresindeyim ? " Filmin sonunda cevabı süper bağlamışlar izleyince görürsünüz:)
İşte bu sahnede ben öylece kaldım gözümden istem dışı göz yaşı döküldü kendime sormaktan bile çekindiğim her soruyu nefes almaksızın sıralıyordu ...Bakışları ,mimikleri harikaydı ...Benim hayatımda da benzer noktalar var ama filmdeki kadına göre çok şanslı olduğum noktalar var ...Örneğin evlendikten sonra eşim'in isteğiyle İstanbul'un avrupa yakasına taşındık .Şuanda bu geçerli olmasa da eşimin isteğiyle farklı sektöre mi geçsem dedik ,sonrasında her ne kadar eşim istemese de ve mecbur olsak da onun mesleki zorunlulukları için istanbul dışında Trabzonda yaşıyoruz .Kısa bir süre sonra askeri zorunlulukları yüzünden farklı bir şehirde olabiliriz ve sonrasında uzmanlık sonrası onun mesleki gelişimi için çok daha farklı bir şehirde de olabiliriz... Bunları düşündükçe çok büyük fedakarlıklar gerekiyor ve bunlar ancak sevgi için yapılabilir geliyor....Bazen bencil olan tarafımız ağır geldiğinde de "BEN"bunların neresindeyim? ya benim hayallerim!!! diyebiliyorsunuz ...
Allahtan eşim beni takdir eden biri de mutsuzluğum katlanmıyor hatta son zamanlarda hayallerimi benden daha çok sahiplendi ve ,inanın bana yardımcı olmaya çalışıyor diyebilirim .Hayallerimi gerçekleştirmek için ağır ve uzun bir eğitim almam ve bunun içinde uzun bir seyahatde olmam gerekiyor .Evli bir kadınım ve mantıklı düşündüğümde yapılması çok zor gözüken hayallerim var .Hayal olarak kalacaklar sanırım çünkü seçimler söz konusu ...Eğer hayallerimin peşinden gidersem hem çocuk sahibi olmayı ertelemem gerekecek hemde eşimden bir müddet ayrı kalmam gerekecek ...Bunlara değer mi hala bilemiyorum ????
....
Şuan öyle bir dönemdeyim ki hayatıma yön veremiyorum ve sanki bu benim hayatım değil ...İşime sahip çıktım ve şuan işimden besleniyorum, beni ayakta ve taze tutuyor," İşim" ve "eşim" hayata bağlayan damarlarım oldu . hayatımda ilk defa önümü göremiyorum ,hayatımın algoritmasını çizemiyorum.Hayatıma yön veremeden, zorunlulukların ve zaman sorununun gölgesinde, şehirden şehire göç ediyorum.
Kendim ve çekirdek ailem arasında bocalamadayım .Hayallerimi gerçekleştirebilirsem kendi hayatımın dizginini tutup nadasa bıraktığım özgüvenimi tekrardan elime alacağım ve kimse beni tutamayacak ....Bu film benim ruhuma çöktü kendimle yüzleştirdi diyebilirim ....
Film'in kendi konusuna gelince : Adem ( Özcan Deniz) Didem ( Deniz Çakır) birbirlerini severek evlenen hala da seven bizim sizin gibi bir çift .Uzun flört'ün sonunda birliktelik evlilik ile sonlanmış.Filmde evlendikten sonra AŞK'ın şekil değiştirdiğini ve Sevginin yerini aldığının en güzel örneklerini görebiliyorsunuz.
Adem evliliğinde bütün görevlerini yerine getirdiğini sanıp, asıl eşine olan desteğini yerine getiremediğinin farkında değildir ve herşey mükemmel gidiyor zannetmektedir.. Didem ise özgüveni ni yitirmeye ve mutsuz bir kadına dönüşmeye başlamıştır.Şans yüzüne gülmüştür ve kendini tekrar önemli hissedecek büyük bir projeyle yani işiyle hayata tutunmuştur. Masalın diğer prensi olan Cem 'in (Barış Falay'ın) de Didem'e tutulmasıyla ( Ezelden sonra onu bu rolde örmek güzel oldu )olaylar farklı bir yöne gitmeye başlamıştır.
Eşi için kendini , hayallerini bir kenara bırakacak kadar cesur ve fedakar olan Didem bu sefer kendisinin eşinin hayatnın neresinde olduğunu sorgular ? Ve işine sarılarak Adem'den ve hayatından gider .Gider ama kopamaz...Bu sefer beyaz atlı prensinin gelip kendisini almasını bekler...
Bu film de Her gidişin bir terk ediş olmadığını görebiliyoruz ....İyi seyirler
Etiketler:
aşk,
barış falay,
deniz çakır,
fedakarlık,
guncel,
özcan deniz,
sevgi
21 Şubat 2011 Pazartesi
MUTLU YILLAR ANNECİMMM
MUTLU YILLAR ANNECİMMM
Annemi gerçekten çok özledim......
Annemden bu kadar uzak olmak yüreğimde boşluk yaratıyor .Boşluk büyüdükçe ağırlığı bütün kasfetiyle üstüme çöküyor.Hergün arasamda konuşmayı çok uzatamıyorum konuşma uzadıkça hırçınlaşıyorum .Hırçınlaşıyorum çünkü onunla geçireceğim zamanlarımın değerini yeni anlamışken şuan mesafeden dolayı hiç bir şey yapamıyorum. Kendi annesinin eksikliğini gecelerden uyumayarak çıkaran annemin yerinde olmak istemiyorum .Koskocaman kadın zannederken ana kuzusu olduğunu öğrenmek çok garip geliyor ...
Annecim doğum günün kutlu olsun , iyiki doğmuşsun ve iyiki bizi doğurmuşsun .İyiki senin gibi bir annenin evladı olmuşuz.Saatin 23:59 olmasını bekliyorum .Sana ilk sarılıp yanında olamayacağım ama ilk arayan ben olmak istiyorum. Saat 24:00 olduğunda gün 22 Şubat'ı gösterdiğinde ben en mutlu sesimle annemi arayacağım ve mutlu yıllar annem diyeceğim ve gözümden yaş geldiğini belli etmeyeceğim .O da gözünden yaş süzülürken teşekkür edecek ve bana belli etmeyecek ....
Şimdi bu yazıyı okuyan sevgili akrabalarım annemi yarın yanlız bırakmayın .Siz hep birlikte benim yerime annemin yanında olun ki annem bir yanı eksik olurken sizinle yani sevdikleriyle mutlu olsun ...
Annecim Seni SEVİYORUM...
Etiketler:
annem,
doğum günü,
guncel,
mutlu yıllar,
seni seviyorum
20 Şubat 2011 Pazar
SANCTUM
SANCTUM
18 Şubat 2011 Cuma akşamı bu filmi izlemek üzere Trabzon Forum alışveriş merkezine gittik. Alışveriş merkezinde Cine Bonus da izlemeye karar verdik. Film 3D boyutluydu ve gözlük eşliğinde izleyebileceğimizi söylediler ..
"SANCTUM";Sanctum ingilizcede kutsal yer, girilmesi yasak özel oda anlamına geliyor aslında kelimenin aslı Latince sanctorum en mukaddes yer; inziva yeri, hususi hücre; harim anlamına geliyor. Sanctum ;"Avatar” ve “Titanic” filmlerinin yönetmeni James Cameron.'un filmi olduğunu okumuştum ve bu yüzden görsel olarak beklentim oldukça yüksekti. 3D olduğunu görünce de mutlaka gitmem gerektiğini düşündüm .Görsel olarak beklentimin biraz altında kaldı Avatar'dan sonra beni kesmedi diyebilirim .
Film Aksiyon, macera , dram ve gerilim tadında .Bazı sahneleri vardı ki gerçekten bizi germeyi başardı. Ancak,filmin bizde biraz aceleye geldiği hissiyatını da uyandırdı. Daha detaylı çekim sahneler olabilirdi.Yinede sıkılmadan izleyebildim. Geçtiğimiz yıllarda eşimle dalış yapabilme şansımız olmuştu. İstanbulda Posedion su altı dalış merkezi ile başladığımız serüvenimiz şansızlıklar sonucunda tam sonlandı derken... Kaş'da muhteşem NaturaBlue'nun eğitmeni Yusuf Ziya Sulekogl
Bu konuda çok çok bilgili değilim ama eğitmenin verdiği talimatları yapmaya çok hevesli ve sualtını çok sevenlerdenim. Kendimi çok rahat ve huzurlu hissediyorum. Aynı şeyi eşim için söyliyemiyeceğim sırf beraber paylaşmak adına Scubadving'e benimle başladı diyebilirim. Sonrasında yavaş yavaş sevmeye başladı. Dediğim gibi ben sualtını çok sevenlerden olduğum için film bana daha güzel geldi. Ama eşim izlerken bir ara bayağı gerildi neden diye sorduğumda Yusuf hoca bizi Kaş'da bir vadiye götürmüştü. Uzaydaymışız gibi havada kaldığımız vadiye giderken, eşim bize belli etmemişti ama akıntı onu bayağı zorlamıştı. Sanırım filmi izlerken o an yaşadıkları aklına geldi ve biraz daha fazla gerildi :)
Gelelim yüzeysel olarak Film'in konusuna ;
Film'in ana karakterleri usta mağara dalgıçı Frank Mc Guire ,usta dalgıç'ın oğlu Josh , ve araştırmanın finansörü Carl Hurley,Carl'ın kız arkadaşı ve araştırma ;ekibi... Güney Pasifik'teki Esa-ala Mağaralarında aylardır su altı kazı çalışması yürütmektedirler.Dünyanın en karmaşık tünel sistemine sahip mağarada tropikal bir fırtına yüzünden sıkışıp kalmışlardır. Ekibin lideri olan Frank denize açılan bir çıkış olduğuna inanmaktadır ve bu çıkışı bulmaya çalışırlarken liderlik, insan zekası , doğanın izlerini okuma gibi olguların önemi filmde ön plana çıkarken . Şiddetli sular, çıkışı olmayan tüneller, ekip'in başına gelenler, azalan erzak ve ekipmanlar kaçınılmaz son ...Kurtulmak mümkün müdür? Yoksa ölüm onları ziyarete gelinceye kadar mağarada hapis mi kalacaklardır.
Kesinlikle evde izlenmeyecek bir film 3D olarak sinemada izlenmesi gerekir ...İyi seyirler
Etiketler:
aksiyon,
esa-ala,
guncel,
macera,
mağara,
NATURABLUE,
SANCTUM,
SCUBA DVING
16 Şubat 2011 Çarşamba
Şebnem Ferah Aşk Tesadüfleri Sever Flim Müzikleri
AŞK TESADÜFLERİ SEVER
AŞK TESADÜFLERİ SEVER
Aşk tesadüfleri sever ,gerçekten Türk filmleri içinde son dönemdeki abidik gubidik filmlere göre oldukça başarılıydı .Söz konusu Türk filmi olunca destek için sinemaya gitmeye çalışanlardanız .Sevgililer gününde ise bu filmi izlemek için sinemaya gittik doğru bir seçimiydi bilemiyorum :).Çünkü ağlamaktan içimiz kıyıldı ben bi taraftan eşim bi taraftan ağla ağla bir hal olduk .Çıktığımızda ağlamaktan gözümdeki rimel ve göz kalemi göz yaşlarım sayesinde tek vücüt olmuş akmış ve sonuç panda gibi olmuştum :) .
Severiz biz böyle hikayeleri Türk'üz var kanımızda bi arabesklik ,göz yaşı oldu mu aşk da varsa hele birde imkansızlıklar tam bizliktir.Konuyu burdan anlatmak olmaz gidin izleyin derim .Hikayesi ,kurgusu,çekimler ve müzikler oldukça başarılı .İzlenmeli diyorum .
Diğer taraftan bu sadece benim düşüncem algılayışım olabilir ; yine bir konu alıntısı olmuş gibime geldi .Ben bu filmi izlediğimde direkt İnternetde ve emailerle bi dönem dolaşan bir klip gözümün önüne geldi.o klipte de müzik ve hikaye kurgusu çok iyiydi .İzleken ne bileyim o japon klip aklıma geldi :) İzleyenler mutlaka hatırlar izlemeyenler ise http://www.izlesene.com/video/fotografc%20ierkekkuaforkizinaskijapondegilkor/1213775 bu linkten izleyebilirler. Sonuç olarak sezarın hakkı sezara Mehmet Günsur 'un hakkı yerli oscara :) Adam bu kadar mı iyi oynar söyelecek söz bulamıyorum kısaca mükemmeldi .Şimdi izlemeyenler olduğu için anlatamıyorum ama günboyu hastahanelerde çalışan biri olarak ben gözlemlesem ancak bu kadar olurdu :) mimikleri, attığı adımları, kesik öksürüğü ,bakışı herşeyi on numaraydı :) Sevgili Belçim bilgin'de bu film sayesinde Yılmaz Erdoğan'ın eşi rolünden sempatik ve güzel oyunculuğa terfi etmiş bence. Ne dersiniz? İzleyin ve sonrasında benzerlik var mı diye buradan yorumlarınızı paylaşın tartışalım ;))
İyi seyirler
Aşk tesadüfleri sever ,gerçekten Türk filmleri içinde son dönemdeki abidik gubidik filmlere göre oldukça başarılıydı .Söz konusu Türk filmi olunca destek için sinemaya gitmeye çalışanlardanız .Sevgililer gününde ise bu filmi izlemek için sinemaya gittik doğru bir seçimiydi bilemiyorum :).Çünkü ağlamaktan içimiz kıyıldı ben bi taraftan eşim bi taraftan ağla ağla bir hal olduk .Çıktığımızda ağlamaktan gözümdeki rimel ve göz kalemi göz yaşlarım sayesinde tek vücüt olmuş akmış ve sonuç panda gibi olmuştum :) .
Severiz biz böyle hikayeleri Türk'üz var kanımızda bi arabesklik ,göz yaşı oldu mu aşk da varsa hele birde imkansızlıklar tam bizliktir.Konuyu burdan anlatmak olmaz gidin izleyin derim .Hikayesi ,kurgusu,çekimler ve müzikler oldukça başarılı .İzlenmeli diyorum .
Diğer taraftan bu sadece benim düşüncem algılayışım olabilir ; yine bir konu alıntısı olmuş gibime geldi .Ben bu filmi izlediğimde direkt İnternetde ve emailerle bi dönem dolaşan bir klip gözümün önüne geldi.o klipte de müzik ve hikaye kurgusu çok iyiydi .İzleken ne bileyim o japon klip aklıma geldi :) İzleyenler mutlaka hatırlar izlemeyenler ise http://www.izlesene.com/video/fotografc%20ierkekkuaforkizinaskijapondegilkor/1213775 bu linkten izleyebilirler. Sonuç olarak sezarın hakkı sezara Mehmet Günsur 'un hakkı yerli oscara :) Adam bu kadar mı iyi oynar söyelecek söz bulamıyorum kısaca mükemmeldi .Şimdi izlemeyenler olduğu için anlatamıyorum ama günboyu hastahanelerde çalışan biri olarak ben gözlemlesem ancak bu kadar olurdu :) mimikleri, attığı adımları, kesik öksürüğü ,bakışı herşeyi on numaraydı :) Sevgili Belçim bilgin'de bu film sayesinde Yılmaz Erdoğan'ın eşi rolünden sempatik ve güzel oyunculuğa terfi etmiş bence. Ne dersiniz? İzleyin ve sonrasında benzerlik var mı diye buradan yorumlarınızı paylaşın tartışalım ;))
İyi seyirler
Etiketler:
aşk tesadüfleri sever,
belçin bilgin,
guncel,
japon klip,
mehmet günsur,
türk filmi,
yılmaz erdoğan
13 Şubat 2011 Pazar
AşK
AşK'ın son hali
Yazının rengide konu başlığına uygun olsun değil mi? Sevgililer günü dayatması altında yılda bir olsa da heryerde AŞK ve kırmızı kalpler var.Ve bundan dolayı çok mutluyun . Ben her türlü seramoniyi seven biriyim bana göre 365 gün kutlanmaya değer . Doğum günleri , evlilik yıl dönümleri ,tanışma ay ve yıl dönümleri , ilk iş, ilk maaş,doğum ,diş buğdayı , tay tay durdu günü , yani kısacası coca cola gibiyim her şeyin kutlanması gerektiğine inanıyorum .Kutlamalar insanların farklılıklarını kaldırır ortak bir amaç doğrultusunda bir araya getirir ne renk kalır ne dil ne din herkes bir olur bu yeri gelir sevgililer günü olur yeri gelir yıl başı olur kısaca bu anlarda herkes bir yürek olur.
Yukarıda fotoğrafta görüldüğü gibi bu da bizim AşK'ımızın son hali yani Evlendik :) 4 yıldır birlikteyiz ve bunun 2,5 yılı imzalı bir aşk halinde geçiyor ...:) Zaman zamanAşK nedir diye konuşurken bende herkes kadar yorum yapmış bilip bilmeden hummalı tartışmalara girmişimdir.AşK şudur, budur, bu olmalıdır, bu olmamalıdır demişimdir. Ama şuanda katlanan ,şekil değiştiren , çikolata ve vanilya kokan,güven dolu ,sıcak , huzurlu bir AşK içerisindeyken AşK nedir dense ? Kaparım gözümü başlarım sıralamaya
AşK sevgililer gününü beklemeden hediye almaktır.
AşK sevgililer gününü beklemeden yemeğe çıkmaktır.
AşK sevgililer gününü beklemeden sevgi sözcüklerini sıralamaktır.
AşK sevgililer gününü beklemeden küçük tatil kaçamakları yapmaktır.AşK sevgililer gününü beklemeden süpriz yapmaktır.
AşK nöbet tutarken yanında olmaktır.
AşK hasta olduğunda sana hazır çorba yapmasıdır.
AşK pazar sabahı süpriz hazırlanmış kahvaltı sofrasında prenses gibi salınmaktır.AşK sen çalışırken seninle hastahane hastahane yanında olup destek olmaktır.
AşK işi dolayısı ile şehir değiştirirken haritada neresi olduğu mühim olmadan onunla gitmektir.
AşK pazar günü herkes dışarıda olurken o filmlerini okurken yanında kitap okumaktır.
AşK senin arkadaşını sevmediği halde ses çıkarmamasıdır.
AşK onun arkadaşını sevmediğin halde hizmet etmektir.
AşK birken iki olmaktır.
AşK ona güvenip tek başına herkese kafa tutmaktır.
AşK kurufasülyeden nefret ettiğin halde ona pişirmektir.
AşK rüyanda kabus görüp uyanıp yanında olduğunu görünce rahat nefes alıp uyumaktır.
AşK kariyer beklentini hiçe saymaktır.
AşK ona benzeyeceğini düşündüğün miniğin annesi babası olmaktır.
AşK seni mutlu etmek adına çırpınmaktır.
AşK sevgi dolu gözlerle bakmaktır.
AşK buselerle uyandırılmaktır.
AşK sırtını kaşıyarak uyutulmaktır.
AşK tavlada bilerek yenilmektir.
AşK kahkahalarla dart oynamaktır.
AşK scrabble oynarken hile yapmaktır.AşK uzun tatil planları yapmaktır.
AşK balayında sırt çantasını takıp onun hayalini gerçekleştirebilmektir.
AşK senin sağlığını kendisininkinden fazla düşünmesidir.
AşK onun için yemek pişirmektir.
AşK birlikte yaşlanmaktır.
AşK vsvsvsvsvsvsvsvsvsvsvsvsv......
AşK odur budur yada şudur ama bizimkisi bir güne yada buraya sığmayacak durumda herşeydir ...
Herşeyimsin bir tanem sevgiler günümüz kutlu olsun.
Etiketler:
aşk,
guncel,
sevgiler günü
Atıştırmalık Un Kurabiyesi
ATIŞTIRMALIK UN KURABİYESİ
Un kurabiyesi nedense bana çok zor gelmişti taki kendim yapana kadar. Yapımı oldukça kolay sık yapılabilir bir kurabiye. Görünümü sert ama ilk ısırışta kendini tarumar edercesine ağzınızda dağılıyor:) hemen malzemelerine geçelim.
Malzemeler.
250 gr margarin diyor ama ben tereyağ kullanıyorum.
200 gr pudra şeker
3.5 su bardağı un
2 yemek kaşığı badem (soyulmuş)
kurabiye adeti kadar karanfil
Yapılışı .
Oda sıcaklığında yumaşamış terayağını derin bir kaba alın , pudra şekerini de ekleyip karıştırın. Bu arada bir püf noktası var unu azar azar ilave ediyoruz. En az 9-10 dakika hamurumuz bembeyaz oluncaya kadar yoğuruyoruz. Ele yapışmayan bir hamur elde etmemiz lazım. Hamuru çok eğlenceli böyle köpükmüş gibi hissettiriyor. Hafifmiş gibi bir hissi var . Hamur kulak memesi kıvamında olduğunda ikiye bölüyoruz. Kulak memesi kıvamı diyoruz ama bu olay çok garip geliyor sanırım sadece alışkanlık! çünkü bazı insanların kulak memesi böyle minicik ve sert. O yüzden eline aldığınızda elinize yapışmıyor ve doygun bir yumuşaklıkta ise istenilen o yumuşaklık. İçimde kalmıştı bu konuya da açıklık getirmiş oldum. Devam edelim istersek kakao ekleyerek kakaolu un kurabiyeside yapabiliriz. Amaaa... bence un kurabiyesi bembeyaz olmalı :)
Çocukluğumda pastanelerde böyle kocaman üzeri çizikler olan un kurabiyelerini görünce çok sevinir annemden almasını isterdim. Aldığında ise sadece bir iki ısırır bırakırdım doygunluk gelirdi. Nedenini yeni anlıyorum 250 gr margarin gerçekten fazla bir miktar o yüzden yılda bir iki yada özel bir misafiriniz için yapılsa sağlık açısından daha iyi olabilir. Ben bu kurabiyeyi çocukluğumda bitiremediğim için küçük toplar halinde yapmayı tercih ettim. Aslında becerebilseydim armut şeklinde yapacaktım ama gece saat 01.00 civarı yaptığım için uğraşamadım .
Hamuru ikiye bölmüştük ya elinizde yada masanın üzerinde bu ikiye bölününen hamurları kendi içinde de ikiye üçe bölelelim ve rulo haline getirip belli aralıklarla kesip elimizde ya benim gibi yuvarlayıp şekle sokalım yada becerebiliyorsanız armut şekline getirelim .Elma yada armut şeklindeki hamurlarınıza sap görüntüsü versin diye üzerlerine karanfilleri saplayalım.
Kurabiyelerin kendisi yağlı olduğu için tekrar tepsiyi yağlamaya gerek yok ama ben rahat çıkarmak için yağlı kağıt serip üzerine aralıklarla yerleştirdim. 10 dakika önceden ısıttığım fırını 175 dereceye ayarlayıp 15 dakika üzeri hafif pembiş oluncaya kadar pişirdim. Bekletmeden çıkardım. Hamur yağlı olduğu için kendi sıcaklığı ile pişmeye devam eder. Hafif ılıkken pudra şekeri serpip servise hazır hale getirebiliriz. Bir dahaki sefere yarısını glazür çikolataya batırıp dondurmayı düşünüyorum .Çok güzel bir görüntü olacağı kesin.
Afffiyet olsun .
12 Şubat 2011 Cumartesi
Kuzen tülayın lahmacun böreği
Kuzen Tülay 'ın Lahmacun böreği
Kuzenim'in yaptığı enfes ve pratik bir tarifi sizinle paylaşmak istiyorum .Tarif azıcık değişti hafiften kendi yorumumu da katdım ama çok lezzetli denemeye değer diye düşünüyorum.
Malzemeler :Yufka( ben hazır yufkadan yapıyorum malum çalışan bir kadın olduğum için pek vakit bulamıyorum artı bilmiyorum da. .:) , 3-4 adet kuru soğan , 500-750 gr arası kıyma, 2 kaşık domates salça ,3-4 adet domates , 3 adet ber,köri, pul biber,kuru nane,yenibahar,kimyon,karabiber,tuz,kimyon,kekik ,sıvıyağ
Öncelikle yufkaları önce ortadan ikiye sonra dörde sonra sonra her dördüde ikiye bölerek üçgen yufkalar haline getiriyorsunuz. İç malzemesini hazırlmak için tavaya( ben vok tava kullanıyorum daha pratik diye düşünüyorum .) küp düp doğradığınız soğanları çok az zeytinyağı ile birlikte pempeleşinceye kadar kavuruyoruz, hemen biberleri ekleyip soğanla 3-4 dakika daha kavuruyoruz.Ardından kymayı ekliyoruz , ve kıymaların piştiğini anladıktan sonra baharatları ekliyoruz , sırasıyla pul pul biberi,karabiberi,naneyi,yenibaharı, kimyonu,kekiği,,köriyi ve tuzu ekleyip salçayı koyuyoruz , 2 dakika daha pişirdikten sonra küp küp doğradığımız domatesleri koyup hafif suyu çektikten sonra biraz soğumasını bekliyoruz.
Kalın sigara böreği şeklinde sarıp ucnu suyla yapıştırıp arkasını çeviriyoruz. Yumartalarını sürüp böreğin karnına bir çizik atıp fırına veriyoruz öncedel ısıtılmış 175 C lik fırına 30-35 dakika pişmesi için fırında pişmesini bekliyoruz.Afiyet olsun .
Malzemeler :Yufka( ben hazır yufkadan yapıyorum malum çalışan bir kadın olduğum için pek vakit bulamıyorum artı bilmiyorum da. .:) , 3-4 adet kuru soğan , 500-750 gr arası kıyma, 2 kaşık domates salça ,3-4 adet domates , 3 adet ber,köri, pul biber,kuru nane,yenibahar,kimyon,karabiber,tuz,kimyon,kekik ,sıvıyağ
Öncelikle yufkaları önce ortadan ikiye sonra dörde sonra sonra her dördüde ikiye bölerek üçgen yufkalar haline getiriyorsunuz. İç malzemesini hazırlmak için tavaya( ben vok tava kullanıyorum daha pratik diye düşünüyorum .) küp düp doğradığınız soğanları çok az zeytinyağı ile birlikte pempeleşinceye kadar kavuruyoruz, hemen biberleri ekleyip soğanla 3-4 dakika daha kavuruyoruz.Ardından kymayı ekliyoruz , ve kıymaların piştiğini anladıktan sonra baharatları ekliyoruz , sırasıyla pul pul biberi,karabiberi,naneyi,yenibaharı, kimyonu,kekiği,,köriyi ve tuzu ekleyip salçayı koyuyoruz , 2 dakika daha pişirdikten sonra küp küp doğradığımız domatesleri koyup hafif suyu çektikten sonra biraz soğumasını bekliyoruz.
Kalın sigara böreği şeklinde sarıp ucnu suyla yapıştırıp arkasını çeviriyoruz. Yumartalarını sürüp böreğin karnına bir çizik atıp fırına veriyoruz öncedel ısıtılmış 175 C lik fırına 30-35 dakika pişmesi için fırında pişmesini bekliyoruz.Afiyet olsun .
Etiketler:
kıyma,
kuzen tülay'ın lahmacun böreği,
lahmacun böreği,
tülay özülgen,
yemek,
yufka
10 Şubat 2011 Perşembe
Sağlıklı ve lezzetli balık yemek istiyorsanız buğulamayı tercih edin.Ve iki çeşit balık buğulama tarifi
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik'in yaptığı açıklamanın bir kısmını aktarıp lezzetli bir buğulama tarifi vermek istiyorum.
Halk sağlığını koruyacak başlıca doğal ilacın su ürünleri olduğunu vurgulayan Berik, bu ürünlerin bebeklerden, yaşlılara, hastalardan, sporculara, hamilelerden kısırlık tedavisi görenlere kadar herkesin sofrasında yer alabilecek koruyucu ve destekleyici ender gıdalar arasında bulunduğunu söyledi.
Sayın Berik'e göre ''Haftada üç kez düzenli balık ve diğer su ürünlerinden tüketme vücudun tüm gereksinimini karşılıyor, her gün tüketmenin ise bir zararı olmuyor. Balık etinin yağ içeriğini temel olarak uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri oluşturur. Bu yağ asitleri göz sağlığı, kanın akışkanlığı, beyin fonksiyonları, kalp krizi, kalp damar hastalıkları, damar sertliği, depresyon, migren, eklem romatizmaları, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve tansiyon ile kanser gibi pek çok hastalıktan korunmada önemli sağlık etkilerine sahiptir.''Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik, söz konusu olumlu etkilerinin sağlanabilmesi için haftada en az 300 gram yağlı balık tüketiminin önerildiğini, uzmanların hamilelik ve emzirme döneminde olan kadınların anne ve çocuk sağlığı açısından haftada en az 3-4 kez balık tüketmesi gerektiğine işaret ettiğini kaydetti.
Halk sağlığını koruyacak başlıca doğal ilacın su ürünleri olduğunu vurgulayan Berik, bu ürünlerin bebeklerden, yaşlılara, hastalardan, sporculara, hamilelerden kısırlık tedavisi görenlere kadar herkesin sofrasında yer alabilecek koruyucu ve destekleyici ender gıdalar arasında bulunduğunu söyledi.
Karadenizde olup bu nimetten faydalanmamak ayıp olurdu. Balığı sürekli tüketmek önemli ama nasıl tüketildiği de çok önemli. En lezzetli olanlarında biri tavası yani kızartması ama çok yağlı olduğunu ve ağır olduğunu düşünüyorum.Onun yerine buğulamayı tercih ediyorum. Buğulama denince annem'in yaptığı hamsi buğulama gelirdi ve pek sevdiğimi söyleyemem ama burada yeni bir buğulama var evdede yapılması hem kolay hem çok lezzetli. Balık kokusuda oluşmuyor ve çabuk pişiyor şimdi iki çeşit balık tarifi vermeye çalışacağım biride benim evde balık yaparken özellikle lüfer yada çupra pişirirken yapmayı tercih ettiğim tarif diyebilirim.
Yukarıda bakır tavanın içinde gördüğünüz evinizin dışarısında
restaurant da buğulama istediğinizde gelen ama evde de rahatça yapabileceğiniz bir yemek..
restaurant da buğulama istediğinizde gelen ama evde de rahatça yapabileceğiniz bir yemek..Malzemeler: Domates, maydonoz,biber( yeşil veya çarliston) tereyağ , balık (lüfer ,mezgit,çupra ,barbon vsvsvsv ) kaşar peyniri ,sıcaksu
Yeşil biberi , domatesi tereyağ ile hafif kavurup bakır tavada veya yanda kızkardeşime gelen serviste gibi güveç topraksı bir tava yada kapta biraz sulanıncaya kadar pişiriyorsunuz üzerine (büyük balıksa) kılçığı alınmış balıkları koyup biraz bekliyorsunuz üzerine bir miktar çok taşmayacak şekilde sıcak su ekleyip iyice dometesin özünün balıkla birleştiğini anladığınızda kaşar peyniri üzerine koyun ve eridikten sonra maydonozlar ile servis yapın .Afiyet olsun .
Balık kokusu kalmadığı gibi ev de muhteşem kokuyor ve parmaklarınızı yiyecek kadar lezzetli oluyor .
Ebru'nun tarifi
Balık (çupra, levrek), tereyağ , defne yaprağı, soğan, biber,patates,domates ve domates sosu, sarımsak ,
Soğanları halka halka kesiyoruz ve folyonun üzerine diziyoruz bir iki halka patates, domates ve jülyen doğranmış biberide ekliyoruz üzerine temizlenmiş balıkları karnından ortadan yararak yatırıyoruz. Balığın karnına fındık büyüklüğünde tereyağları koyuyoruz .Sonrasında solungaçlarına , karnına ve folyonun içine sarımsakları bolca koyuyoruz Limon dilimlerini ve bir iki defne yaprağınıda koyup üzerine biraz domates sosu döküp folyoloru kapatıyoruz. Her bir balık için ayrı folyoda bu işlemi yaptıktan sonra folyoloyu tepsiye dizip üzerlerine bir iki yerden küçük delikler açıp en az yarım saat fırında pişiriyoruz.Hem çok sağlıklı, hem de eviniz balık kokusuna maruz kalmadan nefis bir kokuyla sarmalanıyor.Afiyet olsunnn.
9 Şubat 2011 Çarşamba
KARADENİZ VE TRABZON MUTFAĞI
Trabzon iline ilk geldiğimizde Beşirlideki Serender Restauranda oturmuştum ve sabah 11:00 gibi ne yiyebileceğimi sordum .Garson bana Haşlamayı önerdi. İçerisinde ne olduğunu sorduğumda, et ve et suyu olduğunu söyledi .O saatte et fikri bana cazip gelmedi. Ama garsonun ısrarı üzerine peki dedim. Geldiğinde o kadar sevdim ki! 2-3 saat sonra bir tane daha istemiştim . Çok lezzetliydi. Ve lezzetini tereyağ'dan aldığını düşünüyorum. Bölgede Hamsi,karalahana, mısır unu ve Kuymak Trabzonda beslenmenin temelini oluşturuyor diye düşünüyorum. Hamsiyi öyle farklı tutuyorlar ki .Restauranda ne yiyebileceğinizi sordugumuzda .Balık , Hamsi, Et ve Tavuk diyorlar :) .Masaya genelde Minzi denilen çökelek benzeri peynir geliyor ve duyduguma göre sık tüketilen bir peynir, hemen her öğün yenirmiş. Tereyağı bölgede çok tüketiliyor hemen hemen her yemege koyuluyor ve hakikaten lezzetini tavan yaptırıyor. Vakfıkebir 'in tereyağı oldukça ünlü pastorize edilmiş ve markalaşmış .Ben yinede molozdaki Kadınlar pazarında satış yapan kırmızı yanaklı önünde 1-2 parça tereyağı bulunan teyzelerden almayı tercih ediyorum.Mısır unu oldukça sık kullanılıyor. Mısır ekmeği peynirli,minzili, yumurtalı, kabaklı, yağlı pide, hamsiliekmek, cumur denilen pide, en ünlü yöresel yemeklerdendir. Sabah kahvaltılarında un çorbası denilen Trima içilirmiş.Genellikle sabah yada öğleyin yenilen kuymak yörenin en sevilen yemekleri arasındadır. Kuymak yapmak için tereyağ eritilir ve mısır ununa su katılır ve bulamaç kıvamına gelinceye değin kaynatılır. İçine isteğe göre peyniri bol miktarda eklenir .
Minzi, süt, haşlanmış ısırgan otu konularak pişirilir.Sanırım bunu kayınvalidemden duymuştum.Eşim ordulu ve onlarında yaptığı ve sevdikleri bir çorba. Kuskusu andıran çimdik makarnası da oldukça yaygın bir yemektir. karalahana çorbası ve balık çorbası da en sevilen ve en sık tüketilen çorbaların arasındadır.
Karalahana yığması da yörenin ilginç yemeklerindendir: İnce ince doğranan lahana tuzlanarak 15-20 dakika suda haşlanır, sonra süzülür. Ayrı birkapta soğan, salça ve kıyma kavrulur. Önceden pişirilen kuru fasülye ve lahananın içine bir çay bardağı pirinç eklenerek bir arada pişirilir. Ben pek sevemedim bunu ama bölgede sevilen yemeklerden biri.
Evett Hamsiye gelelim en son Hamsili pilav yedikten sonra hamsi ve pilav yan yana gelir mi ya demeyi bıraktım. İyi yapılan bi yerde yapılırsa afiyetle yenir.Buğulaması, pilavı, dolması,haşlaması, Hamsi kayganası, hamsi kuşu denen köftesi ,tavası karadeniz mutfağının vazgeçilmez yemeklerindendir.
Hamsi kayganası, hamsi kuşu denen köfte, turşu, turşu kavurması özellikle kış aylarında tercih edilir. Yörede tomara denen yabani bir bitkiden salata ve turşu yapılır. Sıkılarak suyu süzülen turşular, suda haşlanır, tereyağında kavrulur. Üstüne minzi eklenir.
Hamsi Kuşu: Hamsiler kılçıkları çıkarıldıktan sonra tuzlanıp mısır ununa bulanır. Soğan, nane ve maydanoz ince ince doğranarak iç hazırlanır. Birkaç hamsi avuca alınır, ortalarına hazırlanan iç konur. Balıklar çiğ hamurlaörtülür, yassılaştırılarak köfte biçimi verilir.Çırpılmış yumurtaya bulanarak tavada kızartılır.
Akçaabat köfte: 1930 yıllarında Akçaabat'lı lokantacılarının ortaklaşa yaptıkları, etlerin (Öküz ve Dana) bir araya getirilerek bir arada çekilen kıyma birbirlerine bağlanabilmesi için belirli ölçüde ekmek ve az miktarda sarımsak karışımı ile kendilerinin yemesi için yaptıkları köfteden çok büyük bir damak zevki yakalamışlardır. Bu damak zevkini artık lokantalarda kömürlü, ızgaralı ocaklarda pişirilmek kaydıyla öncelikle bölgeye tanıtımı yapılmıştır ve o tarihten günümüze kadar tüm dünyaya tanıtımı sağlanmış olup Akçaabat Belediyesi tarafından her yıl Ağustos ayında belirli gününde Festival olarak tanıtım için gerekli şenlik ve şölenler sürdürülmektedir.
KARADENİZ MUTFAĞINDAN YEMEK TARİFLERİ
LAHANA SARMA
Karalahana yaprakları haşlanır, suyu atılır. 2. su ile tekrar haşlanır, çıkarılıp sudan geçirilir. Parça et satırla küçük parçalara ayrılır. İçine soğan, domates, maydanoz, karabiber, tuz, pirinç yoğrularak yapraklara sarılır. Yeniden pişirilir. Trabzon'da yakın zamana kadar pirinç yerine mısır yarması (şoromul adı verilen el değirmeninde kabaca öğütülmüş mısır taneleri) kullanılırdı. Tenceredenin dibine yemeğe lezzet vermesi için büyük etli kemik parçaları konulurdu.
LAHANA KAVURMASI
Lahanalar yıkanp haşlanır, suyu dökülür. Trabzon yağı ile bir miktar içyağı bir sahanda eritilir ve bol miktarda soğanla kavrulur. Haşlanmış barbunya fasülyesi, tuz ve biber ilave edilip kavurmaya devam edildikten sonra en son lahana katılır. Kısa bir süre daha karıştırdıktan sonra sıcak olarak yenilir.
LAHANA DİBLESİ*
Karalahana seçilip haşlandıktan sonra süzlür. Bir tencerede bol soğan ve yağ kavrulur. Haşlanan lahananın yarısı tencereye konulur. Üstüne küp küp doğranan patatesler ve pirinç, karabiber tuz ve kalan lahana eklenir. Bir bardak suyla ağır ateşte pişirilir. Pişirildikten sonra bir kere karıştırııp servis yapılır.
* Ordu, Giresun ve Batı Trabzon
HARHAŞİ (DUDEYİ)*
Saplı karalahana yemeğinin Hopa'daki adı "harhaşi" (haşlama) dır. Arhavi ve batısında ise "dudeyi" (karalahana sapı) adı verilir. İlk önce saplı karalahana haşlanır, suyu dökülür. Yeniden taze su konulur ve haşlanır. İkinci haşlamada iç yağı (alima), acı biber (laşani pipeyi), sıvı yağ (yada tereyağ), tuz konulur. İyice pişirilir, piştikten sonra bir tepsiye çıkarılır. Kökler yanyana sıralanır. Üstüne bol ceviz, bir sahanda 4-5 diş sarmısak, tereyağı atılır. Yemeğin suyundan ilave edilip kaynatılır. Tepsinin üzerine dökülür. Sıcak mısır ekmeği ile yenilir.
* Laz yemeği
LAHANA EZME/VURMA*
Köksüz karalahana haşlanır suyu dökülür. İkinci defa su tazelenir. İç yağı, acı biber, terayağı yada sıvı yağ, tuz konulur. İyice pişirilir. Piştikten sonra ezilir. Yakın zamana kadar bzme işinde otantik mutfak gereçleri kullanılırdı. Trabzon köylerinde "gudal" adı verilen ahşap mikser Rize ve Artvin sahilindeki Laz köylerinde ise "kirza" adı verilen şekil olarak farklı ahşap alet kullanılır.
* Tüm Doğu Karadeniz
LAHANA ÇORBASI*
Ayıklanan lahanalar, el ile küçük parçalara ayrılır, sonra yıkanır. Lahana parçaları kaynar su içine atılır. Lahana haşlanan su dökülür. Yeniden su kaynatılır, ıılık suda bir gün bekletilmiş fasülyeler bu suya atılır ve yeniden haşlanır. Büyük parçalı mısır yarmaları, büyükçe bir kemik parçası (günümüzde et suyu), haşlanmış lahana parçaları ve iç yağı ve çok az mısır unu- arzu edilirse kırmızı biber- ilave edilirek pişirilir.
*Tüm Doğu Karadeniz
LAHANA TURŞUSU*
Haşlanan lahanalar, bidonlara su, sarmısak ve acı biberle birlikte doldurulur. İki hafta bekletildikten sonra soğanla kavrularak yenilir.
* Batı Trabzon, Ordu, Giresun
LAHANA YEMEĞİ*
Yıkanıp küçük parçalara ayrılan lahana yaprakları, kaynar suda haşlanırlar. Haşlanan su dökülür. Başka bir encerede haşlanan suya içyağı, kıyma, doğranmış soğan, tuz , mısır yarması - yöreye göre fasülye- ilave edilirek pişirilir.
LAHANA GULİYA *
Lahanalar önce ayıklanıp bol su ile yıkanır. Saplarıyla birlikte büyük parçalara ayrılarak bol tuzlu suda, bir kremul vasıtasıyla, bahçedeki gorelin yada evin hayatında bulunan ocağın tavanına bağlanmış olan orta boy kazanda haşlanır. Pileki ya da bir tepsinin dibi yağlanır ve üzerine bayatlamış mısır ekmek artıkları dökülür. Lahananın haşlama suyuyla mısır ekmekleri ıslatılır. Üzerlerine lahana yaprakları serildikten sonra üzerine kızdırılmış yağ gezdirilip saçayğın üzerinde hafif odun ateşinde pişirilir.
YABANİ LAHANA (GALDİRİK) YEMEKLERİ*
*Ziraati yapılmayan yazın bahçelerde kendiliğinden yetişen "galdirik" karalahanaya benzer bir ottur. Ordu civarında "galdirik" daha doğuda yabani lahana adı verilir.
Galdirik yemeği:Temizlenip yıkayıp soğuk suda haşlanır ve süzülür. Yeşil soğan ve pırasayla kavrulur.
Galdirik turşusu:Yıkanıp, haşlanan galdirik soğutulduktan sonra tuz, sirke ve sarmısakla birlikte bir kavanoza konulur. Yedi gün bekletildikten sonra sofraya çıkartılır.
Galdirik dolması (Sarması): Aynı karalahana sarması gibi, galdirik yaprağı kullanılarak dolmasıda yapılır.
YOĞURTLU PEZÜK*
Pezük ilk önce seçilip temizlenir, haşlanır, süzülür. Yağda kavrulan pezük hafif ılınınca üstüne sarmısaklı yoğurt dökülür. Fatsa, Kumru köyünde bu yemeğe “borona” adı verilir.
* Ordu,
PAZI BURMALISI*
Haşlanmış pazıların, soğanla kavrulduktan sonra bir hamurun içerisine konulup tepside pişirilmesiyle yapılan bir tür börektir.
PAZI YEMEĞİ
Pazılar önce ayıklanır daha sonra haşlanır. İnce parçalara ayrılan pazılar Ordu civarında salça, soğan ve yağla kavrulup içine bulgur ve baharat katılarak, Trabzon civarında ise soğan yağla kavrulup içine mısır yarması, nane, soğan (çok eskiden yabani soğan), kılçıkları ayıklanmış hamsi ilave edilerek yapılılır. Sıcak yada soğuk yenebilir.
*Ordu, Rize arasında yapılır.
PAZI KAYGANA*
Yıkanıp, küçük parçalara ayrılan pazılar, ince doğranıp tuzlanmış soğanlar, nane, maydanoz, yumurta ve mısır unu ile karıştırılarak bir tavada iki taraflı kızartılır. Pazıya Lazca sotoliya, Trabzon Rumcası Lames, Giresun Türkçesinde ise Pezük adı verilir.
* Tüm Doğu Karadeniz
SAKARCA YEMEKLERİ*
Sakarca mıhlaması: Sakarca temizlenir, haşlanır ve süzülür. Soğanla ve baharatla kavrulur. Kavrulan sakarca bir kez karıştırılır ve üstü kapatılıp 10 dakika bekletildikten sonra yenmeğe hazırdır.
Sakarca Kayganası: Mıhlaması gibi haşlanır, temizlenir ve süzülür. Suyu kalmayacak şekilde süzüldükten sonra börek tavasında önlü arkalı yumurtayla beraber kızartılır.
Sakarca Turşusu: Sakarca temizlenip, haşlanıp, süzüldükten sonra soğutulur. Bir kavanoza sarmısak, biber ve sirkeyle konulur. 3 gün bekletilir.
Çöklüce Çorbası: Fatsa’nın Kumru Köyü’nde (Kaynak: Necla Demiröz) Sakarca’ya Çöklüce denilir. Doğranan çöklüceler, kavrulan soğan ve salçanın içine atılır. Üstüne pirinç, tuz ve su eklenip çorba kıvamında pişirilir.
*Taze sarmısağa benzer, yaprakları daha incedir. Mıhlaması, kayganası, çorbası ve turşusu yapılır. Ziraati yapılmayan, bahçelerde kendiliğinden yabani olarak yetişen sakarca ilkbahar mevsiminde toplanır ve tüketilir. *Ordu - Trabzon arasında yenilir.
MANTAR (TİRMİT)*
Mantara benzeyen, beyaz, sarı, krem rengi olmak üzere çeşitli formlarda yabani olarak yetişen yöreye özgü bir bitkidir. Haşlanarak bol soğan ve yeşil biberle kavrulur. İsteğe göre yufka rasına konularak da yenilir. Fatsa’da soğan, yeşil biber, domatesle kavrulur ve içine mısır ekmeği doğranır. *Trabzon'un batısı, Ordu, Giresun
KEŞKEK*
Yörede buğdaya “keşkek” adı verilir, düğünlerde yapılan bir yemektir. Akşamdan bir tencerede ıslatılan keşkek bir gün sonra haşlanır ve ilk suyu süzülür. Ayrıca pişirilen tavuklar, kemiklerinden ayrılarak paraçalanır ve keşkek içine atılır. Birlikte pişirilen karışım servis yapılırken üstüne tereyağlı salça eritilir.
*Tüm Batı, ve Orta Karadeniz'de Trabzon'a kadar yapılır. Trabzon'da ise sadece Şal Pazarı (Ağasar) bölgesinde yapılır. Trabzon, Rize, Gümüşhane ve Artvin sahilinde bilinmez ve yapılmaz.
HAMSİLİ PİLAV*
Temizlenip , yıkanan hamsilerin kılçıkları hamsiler parçalanmadan çıkartılır. Otantik olarak yapılmak istenirse pilekiye, günümüzde ise tepsi yada güvece, hamsiler sırtları tabana bakacak şekilde yanyana dizilirler. Yağda kavrulan soğana, fıstık, kuru üzüm, tuz ve pirinç ilave edilirek iç pilav pişirilir. Pilava az miktarda şeker ve karabiberde katıldıktan sonra pilekideki hamsilerin üzerine yayılırlar. Tepsinin en üst kısmına kalan hamsiler sırtları tavana bakacak şekilde dizilir. Üstüne sıcak tereyağı dökülen tepsi saçyağaı yada fırında pişmeye bırakılır. Hamsiler kuruyup kızardıklarında yemek hazırdır. Lazca "kapçoni pilavi" denilen bu yemeğe Hopa civarında üzüm ve fıstık konulmaz.
* Tüm Doğu Karadeniz
HAMSİ KAYGANA (KARGANA)*
Mısır unu, buğday unutuzlanmış hamsi, maydanoz, süt, yumurta, yağ ve tuz. Tüm bu maddeler doğranarak inceltilir. Biraz sıvı yağla ağır ateşte suyunu çekene kadar pişirilir. Laz bölgesinde maydanoz yerine "kinzi" adı verilen kokulu yöresel bir ot kullanılıp kayganaya süt konulmaz yerine domates, ile sivri biber ilave edilir ve kargana adı verilir. Köylerde toprak zeminli mutfaktaki ateşin üzerine üç saç ayağı kurulur . Bunun üzerinde pileki de pişirilirmiş. Yemeğin üzeri incir yapraklarıyla örtülür, bu yaprakların üzerine köz konularak yukarıdan da ısınması sağlanırmış.
*Tüm Doğu Karadeniz sahili
HAMSİLİ EKMEK*
Özü mısır ekmeği olan ve içinde az miktarda salamura hamsi karıştırılnış bulunan ekmektir. Ekmek pişirmeye tahsisedilmiş pilekide pişer. Bir katıkla değil, pasta veya kurabiye gibi tek başına yenir. Normal ekmekten daha tuzludur. Yanında salatalık veya soğan gibi garnitürler mutlaka bulunmaktadır. Hamsili ekmeğe Lazca kapçon mçkudi, Trabzon Rumcasında ise Hapşozim adı verilir. Hamsili ekmek sade yapılacağı gibi içine pazı, pırasa, lahanada atılarak lezzeti atılabilir. Hamsili ekmek, "hamsi" konulmadan yapılırsa, Doğu Trabzon'da "mertezim" olarak adlandırılır. İlkbaharda yetişen yabani tür bir soğan (adını unuttum), nane (lözme), patates (yemasi), karalahana, iç yağı (steas), mısır unu, tuz yoğurularak pileki’de yapılan bir çeşit ekmektir. Günümüzde yabani soğan bulunması zor olduğundan kullanılmamakta normal soğan ve pırasa ile yapılmaktadır
*Tüm Doğu Karadeniz sahili
KUYMAK/ MUHLAMA/ HAVİTSİ/
Laz usulü muhlama: Unu tereyağı ile yakmadan kavurun . Trabzon peynirini iyice ufaladıktan sonra ekleyip sürekli karıştırarak eritin . Peynir tamamen eriyince 1,5 su bardağı suyu yavaş yavaş karıştırarak ekleyin . Koyu muhallebi kıvamına getirin. Sıcak servis yapın.
Hemşin Usulü muhlama: Mısır Unu yerine buğday unu kullanılarak ya da ikisini birbiriyle karıştırtırılarak yapılır. Diğer yörelerin muhlamalarından farklı olarak içine yumurta kırılır, kaymaklı süt eklenir ve soğan rendelenir.
Trabzon Usulü kuymak: Çaykara civarında Havitz adı verilir. Trabzon tümü ve Giresun sahil ve Rize'nin batı sahil kesiminde yapılır. Kaşar peynirine benzeyen "Televe" peyniri değil minci (Trabzon tuzlu ve kokulu çökelek peyniri) kullanılır. Un yağla kavrulmaz. Yağ eritildikten sonra minci ilave edilir, peynir hafif eriyince yağ yanmadan su eklenir. Daha sonra mısır unu yavaş yavaş karıştıralarak eklenir. Fokurdamaya başlayınca karıştırma işlemi bırakılır ve tereyağının kuymağın üstünde birikmesi beklenir , sıcak servis yapılır.
MALEZ
Süt kabağı (Kobalets) ve süt ile yapılan bir çeşit muhallebidir. Kabak iyice pişirildikten sonra sürekli karıştırılır. Pişince yumuşayan kabağın içi kaşıkla oyularak çıkartılır ve gudalla (ahşap el mikseri) ile ezilir. Daha sonra içine sürekli süt katılarak (yarım kabağa 2 kg. süt konur)tekrar karıştırılır ve pişmeye bırakılır .Biraz tuz ve şeker (bir kg süte 2 çorba kaşığı şeker) konur. Lazcası "Kabağiş Sütli" dir. Trabzon'lular ve Laz'lar tarafından yapılır daha batıda ve Hemşinlilerde bilinmez. Bununla birlikte "malez" lapa anlamında Rize Hemşinde kullanılır ama ineklere verilen yal kabındaki sebze karışımının adıdır.
TURŞİ KAVURMA
Fasülye turşusu ince doğranır. Bu arada bir tencerede bol soğan, teryağı (yada sıvı yağ) ile kavrulur. Üzerine turşu eklenir isteğe göre salça da eklenebilir. Turzu zaten acı olduğundan ayrıca acı ilave edilmez. Lazcası "turşi tahaneyi". Tüm Doğu Karadeniz'de yapılır.
TAZE FASULYE
Zeytin yağlı taze fasülye bilinen yöntemlerle pişirilir. Laz bölgesinde ceviz ve sarmısak öğütülerek yemeğin içine dökülür. kirza ile fasülye ile birlikte ezilir. Çok bulamaç haline getirilmez. "katsakuyi" adı verilen acı siyah erik marmelatından çok az miktarda mayhoşluk versin diye ilave edilir. Lazlar bu yemeğe "qvaneyi" adını verirler.
LAZ BÖREĞİ (BUREĞİ)
Elde açılmış üç yufka tepsiye serilir. Bu arada üzerine dökülecek muhallebisi hazırlanır. Muhallebide 1 kg süte 100 gr. buğdayunu, 2 yumurta, yarım kilo şeker kullanılır. Muhallebi kıvama gelince üç kat yufkanın üzerine boca edilir. Muhallebinin üzerine kızgın tereyağı dökülür. Teryağının üzerine ise karabiber serpilir. En üste 4 yufka daha örtülüp, fırına verilir. Çıkınca üzerini ıslatacak kadar şerbet gezdirilir. Laz bölgesinde yapılır.
ACİKA
Acika daha çok kahvaltıda bazen de kuru fasulye gibi yemeklerin yanında yenilen ve ana maddesi "kinzi" adı verilen maydonoza, kişniş otuna benzeyen kokulu yöreesel bir ottur. Fındık veya ceviz öğütülür, içine kinzi, acı biber ve bol sarmısak ilave edilir. Ezilerek birbirine karıştırılarak yenilmeye hazır hale geitirilir. Bu karışım eskiden "gobi" denilen ağaçtan yapılmış çukur çanak içinde taşla dövülerek ezilirmiş. Hopa ciavrında yapılan bir Laz yemeğidir.
FASÜLYE KAYGANASİ
Fasülyeler temizlenip, haşlanıp süzüldükten sonra börek tavasında önlü arkalı yumurtayla kızartlır. *Tüm Karadeniz.
FASÜLYE EZMESİ (PATİTÇ ÇİHLOMA)*
Fasülye pişirilir, koballe ezilir. İçine sarmısak ve tuz konulur. *Trabzon
BEZİRGENAŞ
Karadeniz köylüsünün hazırlanması kolay aperatif yemekleridir. Bayatlamış mısır ekmeği atılıp ziyan olmaması için yapılır. İki çeşittir: 1- Peynir, yağ ve bayat mısır ekmeği muhlama gibi pişirilir. 2- Fasülye (patitç) turşisi yağda kavrulur üzerine mısır ekmeği doğranır.* Trabzon
ZMİLANÇ (MERÜLCEN)
Böğürtlene benzeyen yabani bir bitkinin yumuşak kiremit reknli yumuşak dikenidir. Çocuklar tarafından çiğken bile yenilir. Olduğu gibi pişirilebileceği gibi turşusu yapılıp soğanlada kavrulabilir. Mıhlaması, soğan veya pırasayla kavurması yapılır. Trabzon'da "Zmilanç", Ordu civarında "merülcen" adı verilir. Ordu - Trabzon (dahil) arasında yapılır.
ZİLİHTA/ZIRİHTA
Buğday unu, yumurta, yoğurt ve su ile sulu hamur haline getirilirdikten sonra bir yağ kızdırılmış bir tavaya bir kaşık kaşık dökülerek kızartılır. bal veya toz şekerle yenilir. Tüm Karadeniz sahilinde yapılır.
Etiketler:
hamsi kuşu,
hamsili pilav,
kabak,
kuymak,
lahana dolması,
mısır ekmeği,
peynir,
tereyağ,
yemek,
yumurtaşı
Kaydol:
Yorumlar (Atom)












