28 Şubat 2011 Pazartesi

ya SONRA ...


ya SONRA ....

26 Şubat 2011 Cumartesi izledim bu filmi .İki sevdiğim arkadaşım ve ben güzel bir yaylada yaptığımız kahvaltı sonrası yanımızda eşimiz ,sevgilimiz olmadan bayan bayana izlemeye gittiğimiz bir film oldu  "ya sonra". Filme girerken çok beklentimiz yoktu .Filmi izlemeye başladığımda yeri geldi gülümsedim , yeri geldi ağladım ve çokca da kendimi sorguladım ...
Türk sineması son zamanlarda  gerçekten insanın içini ısıtan filmlere imza atmaya başladı. Sinemadan çıkarken yazık oldu  parama ve zamanıma demiyorsunuz .Bu durum oldukça sevindirici o yüzden Korsan film izlemye HAYIR sinemaya gitmeye EVET...

Film'i izlerken yer yer kendimi sorgularken buldum .Eminimki filme giden bir çok Türk kadını filmin bir çok karesinde de kendini görmüştür .Güzel bir flört'ün sonunda benim masalım da evlilikle yani mutlu sonla bitenlerden .Sanırım tam bitiş demek doğru olmaz aslında evlilikle mutlu son değil bir başlangıç yapıyorsunuz. Bizde evlendik ve gerçekten mutluyum .Bizi tanıyanlar bilirler ikimizde birbirimiz için birer hediyeyiz.2.5 yıllık evliliğimizde hala birbirimizin gözünün içine sevgiyle bakıyoruz.(Lütfen nazar değdirmemek için Maşallah diyelim :) )Her ne kadar yaşam kavgası yüzünden bunalsakda birbirimizde nefes alabiliyoruz.

 Durumumuz böyle olacak kadar şanslı olsa da evlendikten sonra eşinin soyadını aldıktan sonra onun hayatını yaşamaya başlıyorsunuz . Hele benimki gibi eşinin mesleği toplumda kabul edilir bir mevkide ise, senin iki üniversite bitirmiş olman yada bir kaç dil bilmen bile anlamsız kalabiliyor. İkinizden biri kariyerine devam edecekse o sen olmuyorsun ;)

Çalıştığım sektöre girerken hayallerim ve de gelmek istediğim bir nokta  vardı...Ama evlendikten sonra gerçeklerle yüzleşiyorsun..Yapmak istediğin işin gereklerinden biri  ayın 15-20 gününü seyahat etmek olup çok yoğun çalışman gerekecek bir iş olursa çocukda yaparım kariyerde demek pek inandırıcı olmuyor .

Çalışan bir bayan olsanda bayansın sonuçta.Türk örf ve anenelerle yetişmişsinizdir ve evine geldiğinde yemek yapmak ,bulaşık, çamaşır ve ütü gibi ev kadınlarının bütün görevleri üzerindedir .Ev hanımından  farkın sadece daha kısıtlı vakitlerde bu işleri yapmak zorunda olmandır.
Hem çalışıp hem evini organize edebildiğinde de madalya veren de olmuyor :) Kapitalizm ve Feminizm'in katkılarıyla diyorum sadece :)

Filmi izlerken Didem (Deniz çakır )bir sahnede saymaya başlıyor ... "Senin ailen,arkadaşların ,senin işin ,senin olmak istediğin yer ,her şey sen  ve senin istediklerin peki ben bu hayatın neresindeyim ? " Filmin sonunda cevabı süper bağlamışlar izleyince görürsünüz:)
İşte bu sahnede ben öylece kaldım gözümden istem dışı göz yaşı döküldü kendime sormaktan bile çekindiğim her soruyu nefes almaksızın sıralıyordu ...Bakışları ,mimikleri harikaydı ...Benim hayatımda da  benzer noktalar var ama filmdeki kadına göre çok şanslı olduğum noktalar var ...Örneğin evlendikten sonra eşim'in isteğiyle İstanbul'un avrupa yakasına taşındık .Şuanda bu geçerli olmasa da eşimin isteğiyle farklı sektöre mi geçsem dedik ,sonrasında her ne kadar eşim  istemese de ve  mecbur olsak da onun mesleki zorunlulukları için istanbul dışında Trabzonda yaşıyoruz .Kısa bir süre sonra  askeri zorunlulukları  yüzünden farklı bir şehirde olabiliriz ve sonrasında uzmanlık sonrası onun mesleki gelişimi için çok daha farklı bir şehirde de olabiliriz... Bunları düşündükçe çok büyük fedakarlıklar gerekiyor ve bunlar ancak sevgi için yapılabilir geliyor....Bazen  bencil olan tarafımız ağır geldiğinde de  "BEN"bunların neresindeyim? ya benim hayallerim!!! diyebiliyorsunuz ...
Allahtan eşim beni takdir eden biri de mutsuzluğum katlanmıyor hatta son zamanlarda hayallerimi benden daha çok sahiplendi ve ,inanın bana yardımcı olmaya çalışıyor diyebilirim .Hayallerimi gerçekleştirmek için ağır ve uzun bir eğitim almam ve bunun içinde uzun bir seyahatde olmam gerekiyor .Evli bir kadınım ve mantıklı düşündüğümde yapılması çok  zor  gözüken hayallerim var  .Hayal olarak kalacaklar sanırım çünkü seçimler söz konusu ...Eğer hayallerimin peşinden gidersem hem çocuk sahibi olmayı ertelemem gerekecek hemde eşimden bir müddet ayrı kalmam gerekecek ...Bunlara değer mi hala bilemiyorum ????
....



Şuan öyle bir dönemdeyim ki  hayatıma yön veremiyorum ve sanki bu benim hayatım değil ...İşime sahip çıktım ve şuan işimden besleniyorum, beni ayakta ve taze tutuyor," İşim" ve "eşim" hayata bağlayan damarlarım oldu . hayatımda ilk defa önümü göremiyorum ,hayatımın algoritmasını çizemiyorum.Hayatıma yön veremeden,  zorunlulukların ve zaman sorununun gölgesinde, şehirden şehire göç ediyorum.
Kendim ve çekirdek ailem  arasında bocalamadayım .Hayallerimi gerçekleştirebilirsem kendi hayatımın dizginini  tutup nadasa bıraktığım  özgüvenimi tekrardan elime alacağım ve kimse beni tutamayacak ....Bu film benim ruhuma çöktü kendimle yüzleştirdi diyebilirim ....


Film'in kendi konusuna gelince  : Adem ( Özcan Deniz)  Didem ( Deniz Çakır) birbirlerini severek evlenen hala da seven bizim sizin gibi bir çift .Uzun flört'ün sonunda birliktelik evlilik ile sonlanmış.Filmde evlendikten sonra AŞK'ın şekil değiştirdiğini ve Sevginin yerini aldığının en güzel örneklerini görebiliyorsunuz.
Adem evliliğinde bütün görevlerini yerine getirdiğini sanıp, asıl eşine olan desteğini yerine getiremediğinin farkında değildir ve herşey mükemmel gidiyor zannetmektedir.. Didem ise özgüveni ni yitirmeye ve  mutsuz bir kadına dönüşmeye başlamıştır.Şans  yüzüne gülmüştür ve kendini tekrar önemli hissedecek büyük bir projeyle yani işiyle hayata tutunmuştur. Masalın diğer prensi olan Cem 'in (Barış Falay'ın) de  Didem'e tutulmasıyla   ( Ezelden sonra onu bu rolde örmek güzel oldu )olaylar farklı bir yöne gitmeye başlamıştır.
Eşi için kendini , hayallerini bir kenara bırakacak kadar cesur ve fedakar olan Didem  bu sefer kendisinin eşinin hayatnın neresinde olduğunu sorgular ? Ve işine sarılarak Adem'den ve hayatından gider .Gider ama kopamaz...Bu sefer beyaz atlı prensinin gelip kendisini almasını bekler...

Bu film de Her gidişin  bir terk ediş olmadığını görebiliyoruz ....İyi seyirler





21 Şubat 2011 Pazartesi

MUTLU YILLAR ANNECİMMM



MUTLU YILLAR ANNECİMMM




Yazmak istediğiniz yazıp yazıp sildiğiniz anlarda cümleler kalbinizden ellerinize dökülemiyorsa bilinki  beyniniz ile kalbiniz bir araya gelemiyordur .Aklınızda benim gibi günlük yapılması gereken işleri  düşünürken yüreğinizde özlem vardır . Çocuk gibiyim özlediğim şeyleri sıraladığımda 30 'lu yaşların kadını değilim de 8 'li yaşların çoçuğu gibiyim. 
Annemi gerçekten çok özledim......

Annemden bu kadar uzak olmak   yüreğimde boşluk yaratıyor .Boşluk büyüdükçe ağırlığı  bütün kasfetiyle üstüme çöküyor.Hergün arasamda konuşmayı çok uzatamıyorum konuşma uzadıkça hırçınlaşıyorum .Hırçınlaşıyorum çünkü  onunla geçireceğim zamanlarımın değerini yeni anlamışken şuan mesafeden dolayı hiç bir şey yapamıyorum. Kendi annesinin eksikliğini gecelerden  uyumayarak çıkaran annemin yerinde olmak istemiyorum .Koskocaman kadın zannederken ana kuzusu olduğunu öğrenmek çok garip geliyor ...

22 şubat 2011 Annemin doğum günü ve ben ondan tam 1049 km uzaktayım ...Doğum gününde yanında olamayacağım . Şuan İstanbulda olup anneme benden daha yakın olan herkesi kıskanıyorum diyebilirim.

Annecim doğum günün kutlu olsun , iyiki doğmuşsun ve iyiki bizi doğurmuşsun .İyiki senin gibi bir annenin evladı olmuşuz.Saatin 23:59 olmasını bekliyorum .Sana ilk sarılıp yanında olamayacağım ama ilk arayan ben olmak istiyorum. Saat 24:00 olduğunda gün 22 Şubat'ı gösterdiğinde ben en mutlu sesimle annemi arayacağım ve mutlu yıllar annem diyeceğim ve gözümden yaş geldiğini belli etmeyeceğim .O da gözünden yaş süzülürken teşekkür edecek ve bana belli etmeyecek ....

Şimdi bu yazıyı okuyan sevgili akrabalarım annemi yarın yanlız bırakmayın .Siz hep birlikte benim yerime annemin yanında olun ki annem bir yanı eksik olurken sizinle yani sevdikleriyle mutlu olsun ...





Annecim Seni SEVİYORUM...

20 Şubat 2011 Pazar

SANCTUM

                                                                     SANCTUM 


18 Şubat 2011 Cuma akşamı bu filmi izlemek üzere Trabzon Forum alışveriş merkezine gittik. Alışveriş merkezinde Cine Bonus da izlemeye karar verdik. Film 3D boyutluydu ve gözlük eşliğinde izleyebileceğimizi söylediler ..

"SANCTUM";Sanctum ingilizcede kutsal yer, girilmesi yasak özel oda anlamına geliyor aslında kelimenin aslı Latince  sanctorum en mukaddes yer; inziva yeri, hususi hücre; harim anlamına geliyor. Sanctum ;"Avatar” ve “Titanic” filmlerinin yönetmeni James Cameron.'un  filmi olduğunu okumuştum ve bu yüzden görsel olarak beklentim oldukça yüksekti. 3D olduğunu görünce de  mutlaka gitmem gerektiğini düşündüm .Görsel olarak beklentimin biraz altında kaldı Avatar'dan sonra beni kesmedi diyebilirim .

Film Aksiyon, macera , dram ve gerilim  tadında .Bazı sahneleri vardı ki gerçekten bizi germeyi başardı. Ancak,filmin bizde biraz aceleye geldiği hissiyatını da uyandırdı. Daha detaylı çekim sahneler olabilirdi.Yinede sıkılmadan izleyebildim. Geçtiğimiz yıllarda eşimle dalış yapabilme şansımız olmuştu. İstanbulda Posedion su altı dalış merkezi ile başladığımız serüvenimiz şansızlıklar sonucunda  tam sonlandı derken... Kaş'da muhteşem NaturaBlue'nun eğitmeni Yusuf Ziya Sulekoglu sayesinde devam etti. Hakkını da yiyemeyeceğim ilk dalış eğitmenim sevgili Gül Erden, koşullar uygun ve yeterli zamanı olsaydı, bize en az Yusuf hoca kadar sevdirirdi su altını :) .

Bu konuda çok çok bilgili değilim ama eğitmenin  verdiği talimatları yapmaya çok hevesli ve sualtını çok sevenlerdenim. Kendimi çok rahat ve huzurlu hissediyorum. Aynı şeyi eşim için söyliyemiyeceğim sırf beraber paylaşmak adına Scubadving'e benimle başladı diyebilirim. Sonrasında yavaş yavaş sevmeye başladı. Dediğim gibi ben sualtını çok sevenlerden olduğum için film bana daha güzel geldi. Ama eşim izlerken bir ara bayağı gerildi neden diye sorduğumda Yusuf hoca bizi Kaş'da  bir vadiye götürmüştü. Uzaydaymışız gibi havada kaldığımız vadiye giderken,  eşim bize belli etmemişti ama akıntı onu bayağı zorlamıştı. Sanırım filmi izlerken o an yaşadıkları aklına geldi ve biraz daha fazla gerildi :)

Gelelim yüzeysel olarak Film'in konusuna ;

Film'in ana karakterleri usta mağara dalgıçı Frank Mc Guire ,usta dalgıç'ın oğlu Josh , ve araştırmanın finansörü Carl Hurley,Carl'ın kız arkadaşı ve araştırma ;ekibi... Güney Pasifik'teki Esa-ala Mağaralarında aylardır su altı kazı çalışması yürütmektedirler.Dünyanın en karmaşık tünel sistemine sahip  mağarada tropikal bir fırtına yüzünden sıkışıp kalmışlardır. Ekibin lideri olan Frank denize açılan bir çıkış olduğuna inanmaktadır ve bu çıkışı bulmaya çalışırlarken liderlik, insan zekası , doğanın izlerini okuma  gibi olguların önemi  filmde ön plana çıkarken . Şiddetli sular, çıkışı olmayan tüneller, ekip'in başına gelenler, azalan erzak ve ekipmanlar  kaçınılmaz son ...Kurtulmak mümkün müdür? Yoksa ölüm onları ziyarete gelinceye kadar mağarada hapis mi kalacaklardır.

Kesinlikle evde izlenmeyecek bir film 3D olarak sinemada izlenmesi gerekir ...İyi seyirler








16 Şubat 2011 Çarşamba

Şebnem Ferah Aşk Tesadüfleri Sever Flim Müzikleri

AŞK TESADÜFLERİ SEVER

                                                    AŞK TESADÜFLERİ SEVER


Aşk tesadüfleri sever ,gerçekten Türk filmleri içinde son dönemdeki abidik gubidik filmlere göre oldukça  başarılıydı .Söz konusu Türk filmi olunca destek için sinemaya gitmeye çalışanlardanız .Sevgililer gününde ise bu filmi izlemek için sinemaya gittik doğru bir seçimiydi bilemiyorum :).Çünkü ağlamaktan içimiz kıyıldı ben bi taraftan eşim bi taraftan ağla ağla bir hal olduk  .Çıktığımızda  ağlamaktan gözümdeki rimel ve göz kalemi göz yaşlarım sayesinde  tek vücüt olmuş  akmış ve sonuç panda gibi olmuştum :) .

Severiz biz böyle hikayeleri Türk'üz var kanımızda bi arabesklik ,göz yaşı oldu mu aşk da varsa hele birde imkansızlıklar tam bizliktir.Konuyu burdan anlatmak olmaz gidin izleyin derim .Hikayesi ,kurgusu,çekimler ve müzikler oldukça başarılı .İzlenmeli diyorum .


Diğer taraftan bu sadece benim düşüncem algılayışım olabilir ; yine bir konu alıntısı olmuş gibime geldi .Ben bu filmi izlediğimde direkt İnternetde ve emailerle bi dönem dolaşan  bir klip gözümün önüne geldi.o klipte de müzik ve hikaye kurgusu çok iyiydi .İzleken ne bileyim o japon klip aklıma geldi :) İzleyenler mutlaka hatırlar izlemeyenler ise http://www.izlesene.com/video/fotografc%20ierkekkuaforkizinaskijapondegilkor/1213775 bu linkten izleyebilirler. Sonuç olarak sezarın hakkı sezara Mehmet Günsur 'un hakkı yerli oscara :) Adam bu kadar mı iyi oynar söyelecek söz bulamıyorum kısaca mükemmeldi .Şimdi izlemeyenler olduğu için anlatamıyorum ama günboyu hastahanelerde çalışan biri olarak ben gözlemlesem ancak bu kadar olurdu :) mimikleri, attığı  adımları, kesik  öksürüğü  ,bakışı herşeyi on numaraydı :) Sevgili Belçim bilgin'de bu film sayesinde Yılmaz Erdoğan'ın eşi rolünden sempatik ve güzel oyunculuğa terfi etmiş  bence.  Ne dersiniz? İzleyin ve sonrasında benzerlik var mı diye  buradan yorumlarınızı paylaşın tartışalım ;))

İyi seyirler

13 Şubat 2011 Pazar

AşK


                                                                    AşK'ın son hali


Yazının rengide konu başlığına uygun olsun değil mi? Sevgililer günü dayatması altında yılda bir olsa da  heryerde AŞK ve kırmızı kalpler var.Ve bundan dolayı çok mutluyun . Ben her türlü seramoniyi seven biriyim bana göre 365 gün kutlanmaya değer . Doğum günleri , evlilik yıl dönümleri ,tanışma ay ve yıl dönümleri , ilk iş, ilk maaş,doğum ,diş buğdayı , tay tay durdu günü , yani kısacası coca cola gibiyim her şeyin kutlanması gerektiğine inanıyorum .Kutlamalar insanların farklılıklarını kaldırır ortak bir amaç doğrultusunda bir araya getirir ne renk kalır ne dil ne din herkes bir olur bu yeri gelir sevgililer günü olur yeri gelir yıl başı olur kısaca bu anlarda herkes bir yürek olur.

Yukarıda fotoğrafta görüldüğü  gibi bu da bizim AşK'ımızın son hali  yani Evlendik  :) 4 yıldır birlikteyiz ve bunun 2,5 yılı imzalı bir aşk halinde geçiyor ...:) Zaman zamanAşK nedir diye konuşurken bende herkes kadar yorum yapmış bilip bilmeden hummalı tartışmalara girmişimdir.AşK şudur, budur, bu olmalıdır, bu olmamalıdır demişimdir. Ama şuanda katlanan ,şekil değiştiren , çikolata ve vanilya kokan,güven dolu ,sıcak , huzurlu bir AşK içerisindeyken AşK nedir dense ? Kaparım gözümü başlarım sıralamaya



AşK sevgililer gününü beklemeden  hediye almaktır.
AşK sevgililer gününü beklemeden  yemeğe çıkmaktır.
AşK sevgililer gününü beklemeden sevgi sözcüklerini sıralamaktır.
AşK sevgililer gününü beklemeden küçük tatil kaçamakları yapmaktır.
AşK sevgililer gününü beklemeden süpriz yapmaktır.


AşK nöbet tutarken yanında olmaktır.
AşK hasta olduğunda sana hazır çorba yapmasıdır.
AşK pazar sabahı süpriz hazırlanmış kahvaltı sofrasında prenses gibi salınmaktır.
AşK sen çalışırken seninle hastahane hastahane yanında olup destek olmaktır.
AşK  işi dolayısı ile şehir değiştirirken haritada neresi olduğu mühim olmadan onunla gitmektir.
AşK  pazar günü herkes dışarıda olurken o filmlerini okurken yanında kitap okumaktır.
AşK  senin arkadaşını sevmediği halde ses çıkarmamasıdır.
AşK  onun arkadaşını sevmediğin halde hizmet etmektir.
AşK  birken iki olmaktır.
AşK  ona güvenip tek başına herkese kafa tutmaktır.
AşK kurufasülyeden nefret ettiğin halde ona pişirmektir.
AşK  rüyanda kabus görüp uyanıp yanında olduğunu görünce rahat nefes alıp uyumaktır.
AşK  kariyer beklentini hiçe saymaktır.
AşK  ona benzeyeceğini düşündüğün miniğin annesi babası olmaktır.
AşK  seni mutlu etmek adına  çırpınmaktır.
AşK  sevgi dolu gözlerle bakmaktır.
AşK  buselerle uyandırılmaktır.
AşK  sırtını kaşıyarak uyutulmaktır.
AşK  tavlada bilerek yenilmektir.
AşK  kahkahalarla dart oynamaktır.
AşK  scrabble oynarken hile yapmaktır.
AşK uzun tatil planları yapmaktır.
AşK  balayında sırt çantasını takıp onun hayalini gerçekleştirebilmektir.
AşK  senin sağlığını kendisininkinden fazla düşünmesidir.
AşK  onun için yemek pişirmektir.
AşK birlikte yaşlanmaktır.
AşK vsvsvsvsvsvsvsvsvsvsvsvsv......
AşK odur budur yada şudur ama bizimkisi bir güne yada buraya sığmayacak durumda herşeydir ...



                        Herşeyimsin bir tanem sevgiler günümüz kutlu olsun.



Atıştırmalık Un Kurabiyesi


ATIŞTIRMALIK UN KURABİYESİ
Un kurabiyesi nedense bana  çok zor gelmişti taki kendim yapana kadar. Yapımı oldukça kolay sık yapılabilir bir  kurabiye. Görünümü sert ama ilk ısırışta  kendini tarumar edercesine ağzınızda dağılıyor:)
hemen malzemelerine geçelim.


Malzemeler.
250 gr margarin diyor ama ben tereyağ kullanıyorum.
200 gr pudra şeker
3.5 su bardağı un
2 yemek kaşığı badem (soyulmuş)
kurabiye adeti kadar karanfil

Yapılışı .
Oda sıcaklığında yumaşamış terayağını derin bir  kaba alın , pudra şekerini de ekleyip karıştırın. Bu arada bir püf noktası var unu azar azar ilave ediyoruz. En az 9-10 dakika hamurumuz bembeyaz oluncaya kadar yoğuruyoruz. Ele yapışmayan bir hamur elde etmemiz lazım. Hamuru çok eğlenceli böyle köpükmüş gibi hissettiriyor. Hafifmiş gibi bir hissi var . Hamur kulak memesi kıvamında olduğunda ikiye bölüyoruz. Kulak memesi kıvamı diyoruz ama bu olay çok garip geliyor sanırım sadece alışkanlık!  çünkü  bazı insanların kulak memesi böyle minicik ve sert. O yüzden eline aldığınızda elinize yapışmıyor ve doygun bir yumuşaklıkta ise istenilen o yumuşaklık. İçimde kalmıştı bu konuya da açıklık getirmiş oldum. Devam edelim istersek kakao ekleyerek kakaolu un kurabiyeside yapabiliriz. Amaaa... bence un kurabiyesi bembeyaz olmalı :)

Çocukluğumda pastanelerde böyle kocaman üzeri çizikler olan un kurabiyelerini görünce çok sevinir annemden almasını  isterdim. Aldığında ise sadece bir iki ısırır bırakırdım doygunluk gelirdi. Nedenini yeni anlıyorum  250 gr margarin gerçekten fazla bir miktar o yüzden yılda bir iki yada özel bir misafiriniz için  yapılsa sağlık açısından daha iyi olabilir. Ben bu kurabiyeyi çocukluğumda bitiremediğim için küçük  toplar halinde yapmayı tercih ettim. Aslında becerebilseydim  armut şeklinde yapacaktım ama gece saat 01.00 civarı yaptığım için uğraşamadım .

Hamuru ikiye bölmüştük ya elinizde yada masanın üzerinde bu ikiye bölününen hamurları kendi içinde de ikiye üçe bölelelim  ve rulo haline getirip belli aralıklarla kesip elimizde ya benim gibi yuvarlayıp şekle sokalım yada becerebiliyorsanız armut  şekline getirelim .Elma yada armut şeklindeki hamurlarınıza sap görüntüsü versin diye üzerlerine karanfilleri saplayalım.

Kurabiyelerin kendisi yağlı olduğu için tekrar tepsiyi yağlamaya gerek yok ama ben rahat çıkarmak için yağlı kağıt serip üzerine aralıklarla yerleştirdim. 10 dakika önceden ısıttığım fırını 175 dereceye ayarlayıp 15 dakika üzeri hafif pembiş oluncaya kadar pişirdim. Bekletmeden çıkardım. Hamur yağlı olduğu için kendi sıcaklığı ile pişmeye devam eder. Hafif ılıkken  pudra şekeri serpip servise hazır hale getirebiliriz. Bir dahaki sefere yarısını  glazür çikolataya batırıp dondurmayı düşünüyorum .Çok güzel bir görüntü olacağı kesin.
Afffiyet olsun .


12 Şubat 2011 Cumartesi

Kuzen tülayın lahmacun böreği

                                     Kuzen Tülay 'ın Lahmacun böreği


Kuzenim'in yaptığı enfes ve pratik bir tarifi sizinle paylaşmak istiyorum .Tarif azıcık değişti hafiften kendi yorumumu da katdım ama çok lezzetli denemeye değer diye düşünüyorum.


Malzemeler :Yufka( ben hazır yufkadan yapıyorum malum çalışan bir kadın olduğum için pek vakit bulamıyorum artı bilmiyorum da. .:) , 3-4 adet kuru soğan , 500-750 gr arası kıyma, 2 kaşık domates salça ,3-4 adet domates , 3 adet ber,köri, pul biber,kuru nane,yenibahar,kimyon,karabiber,tuz,kimyon,kekik ,sıvıyağ



Öncelikle yufkaları önce ortadan ikiye sonra dörde sonra  sonra her dördüde ikiye bölerek üçgen yufkalar haline getiriyorsunuz. İç malzemesini hazırlmak için tavaya( ben vok tava kullanıyorum daha pratik diye düşünüyorum .) küp düp doğradığınız soğanları çok az zeytinyağı ile birlikte pempeleşinceye kadar kavuruyoruz, hemen biberleri ekleyip soğanla 3-4 dakika daha kavuruyoruz.Ardından kymayı ekliyoruz , ve kıymaların piştiğini anladıktan sonra  baharatları ekliyoruz , sırasıyla pul pul biberi,karabiberi,naneyi,yenibaharı, kimyonu,kekiği,,köriyi ve tuzu ekleyip  salçayı koyuyoruz , 2 dakika daha pişirdikten sonra küp küp doğradığımız domatesleri koyup hafif suyu çektikten sonra biraz soğumasını bekliyoruz.
Kalın sigara böreği  şeklinde sarıp ucnu suyla yapıştırıp arkasını çeviriyoruz. Yumartalarını sürüp böreğin karnına bir çizik atıp fırına veriyoruz öncedel ısıtılmış 175 C lik  fırına 30-35 dakika  pişmesi için fırında pişmesini bekliyoruz.Afiyet olsun .

10 Şubat 2011 Perşembe

Sağlıklı ve lezzetli balık yemek istiyorsanız buğulamayı tercih edin.Ve iki çeşit balık buğulama tarifi

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik'in  yaptığı açıklamanın bir kısmını aktarıp lezzetli bir buğulama tarifi vermek istiyorum.


Sayın Berik'e göre  ''Haftada üç kez düzenli balık ve diğer su ürünlerinden tüketme vücudun tüm gereksinimini karşılıyor, her gün tüketmenin ise bir zararı olmuyor. Balık etinin yağ içeriğini temel olarak uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri oluşturur. Bu yağ asitleri göz sağlığı, kanın akışkanlığı, beyin fonksiyonları, kalp krizi, kalp damar hastalıkları, damar sertliği, depresyon, migren, eklem romatizmaları, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve tansiyon ile kanser gibi pek çok hastalıktan korunmada önemli sağlık etkilerine sahiptir.''Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik, söz konusu olumlu etkilerinin sağlanabilmesi için haftada en az 300 gram yağlı balık tüketiminin önerildiğini, uzmanların hamilelik ve emzirme döneminde olan kadınların anne ve çocuk sağlığı açısından haftada en az 3-4 kez balık tüketmesi gerektiğine işaret ettiğini kaydetti.



Halk sağlığını koruyacak başlıca doğal ilacın su ürünleri olduğunu vurgulayan Berik, bu ürünlerin bebeklerden, yaşlılara, hastalardan, sporculara, hamilelerden kısırlık tedavisi görenlere kadar herkesin sofrasında yer alabilecek koruyucu ve destekleyici ender gıdalar arasında bulunduğunu söyledi.








Karadenizde olup bu nimetten  faydalanmamak ayıp olurdu. Balığı sürekli tüketmek önemli ama nasıl tüketildiği de çok önemli. En lezzetli olanlarında biri tavası yani kızartması ama çok yağlı olduğunu ve ağır olduğunu düşünüyorum.Onun yerine buğulamayı tercih ediyorum. Buğulama denince annem'in yaptığı hamsi buğulama gelirdi ve pek sevdiğimi söyleyemem ama burada yeni bir buğulama var evdede yapılması hem kolay hem çok lezzetli. Balık kokusuda oluşmuyor ve çabuk pişiyor şimdi iki çeşit balık tarifi vermeye çalışacağım biride benim evde balık yaparken özellikle lüfer yada çupra pişirirken yapmayı tercih ettiğim tarif diyebilirim.
Yukarıda bakır tavanın içinde gördüğünüz evinizin dışarısında  restaurant da buğulama istediğinizde gelen ama evde de rahatça yapabileceğiniz bir yemek..
 

Malzemeler: Domates, maydonoz,biber( yeşil veya çarliston) tereyağ , balık (lüfer ,mezgit,çupra ,barbon vsvsvsv ) kaşar peyniri ,sıcaksu



Yeşil biberi , domatesi tereyağ ile hafif kavurup bakır tavada veya yanda kızkardeşime gelen serviste gibi güveç topraksı bir tava yada kapta biraz sulanıncaya  kadar pişiriyorsunuz üzerine (büyük balıksa) kılçığı alınmış balıkları koyup  biraz bekliyorsunuz üzerine bir miktar çok taşmayacak şekilde sıcak su ekleyip  iyice dometesin özünün balıkla birleştiğini anladığınızda kaşar peyniri üzerine koyun ve eridikten sonra maydonozlar ile servis yapın .Afiyet olsun .
Balık kokusu kalmadığı gibi ev de muhteşem kokuyor ve parmaklarınızı yiyecek kadar lezzetli oluyor .



Ebru'nun tarifi


Balık (çupra, levrek), tereyağ , defne yaprağı, soğan, biber,patates,domates ve domates sosu, sarımsak ,

Soğanları halka halka kesiyoruz ve folyonun üzerine diziyoruz  bir iki halka patates, domates  ve jülyen doğranmış biberide ekliyoruz üzerine temizlenmiş balıkları karnından ortadan yararak  yatırıyoruz. Balığın karnına fındık büyüklüğünde tereyağları koyuyoruz .Sonrasında solungaçlarına , karnına ve folyonun içine sarımsakları bolca koyuyoruz  Limon dilimlerini ve bir iki defne yaprağınıda koyup üzerine biraz domates sosu döküp folyoloru kapatıyoruz. Her bir balık için ayrı folyoda bu işlemi yaptıktan sonra folyoloyu tepsiye dizip üzerlerine bir iki yerden küçük delikler açıp en az yarım saat fırında pişiriyoruz.Hem çok sağlıklı,  hem de eviniz balık kokusuna maruz kalmadan nefis bir kokuyla sarmalanıyor.Afiyet olsunnn.


9 Şubat 2011 Çarşamba

KARADENİZ VE TRABZON MUTFAĞI


Trabzon iline ilk geldiğimizde Beşirlideki Serender Restauranda oturmuştum ve sabah 11:00 gibi ne yiyebileceğimi sordum .Garson bana Haşlamayı önerdi. İçerisinde ne olduğunu sorduğumda, et ve et suyu olduğunu söyledi .O saatte et fikri bana cazip gelmedi. Ama garsonun ısrarı üzerine peki dedim. Geldiğinde o kadar sevdim ki! 2-3 saat sonra bir tane daha istemiştim . Çok lezzetliydi. Ve lezzetini tereyağ'dan aldığını düşünüyorum. Bölgede Hamsi,karalahana, mısır unu ve Kuymak Trabzonda beslenmenin temelini oluşturuyor diye düşünüyorum. Hamsiyi öyle farklı tutuyorlar ki .Restauranda ne yiyebileceğinizi sordugumuzda .Balık , Hamsi, Et ve Tavuk diyorlar :) .Masaya genelde Minzi denilen çökelek benzeri peynir geliyor ve duyduguma göre sık tüketilen bir peynir, hemen her öğün yenirmiş. Tereyağı bölgede çok tüketiliyor hemen hemen her yemege koyuluyor ve hakikaten lezzetini tavan yaptırıyor. Vakfıkebir 'in tereyağı oldukça ünlü pastorize edilmiş ve markalaşmış .Ben yinede molozdaki Kadınlar pazarında satış yapan kırmızı yanaklı önünde 1-2 parça tereyağı bulunan teyzelerden almayı tercih ediyorum.Mısır unu oldukça sık kullanılıyor. Mısır ekmeği peynirli,minzili, yumurtalı, kabaklı, yağlı pide, hamsiliekmek, cumur denilen pide, en ünlü yöresel yemeklerdendir. Sabah kahvaltılarında un çorbası denilen Trima  içilirmiş.Genellikle sabah yada öğleyin yenilen kuymak yörenin en sevilen yemekleri arasındadır. Kuymak yapmak için tereyağ eritilir ve mısır ununa su katılır ve bulamaç kıvamına gelinceye değin kaynatılır. İçine isteğe göre peyniri bol miktarda eklenir .
Minzi, süt, haşlanmış ısırgan otu konularak pişirilir.Sanırım bunu kayınvalidemden duymuştum.Eşim ordulu ve onlarında yaptığı ve sevdikleri bir çorba. Kuskusu andıran çimdik makarnası da oldukça yaygın bir yemektir. karalahana çorbası ve balık çorbası da en sevilen ve en sık tüketilen çorbaların arasındadır.
Karalahana yığması da yörenin ilginç yemeklerindendir: İnce ince doğranan lahana tuzlanarak 15-20 dakika suda haşlanır, sonra süzülür. Ayrı birkapta soğan, salça ve kıyma kavrulur. Önceden pişirilen kuru fasülye ve lahananın içine bir çay bardağı pirinç eklenerek bir arada pişirilir. Ben pek sevemedim bunu ama bölgede sevilen yemeklerden biri.

Evett Hamsiye gelelim en son Hamsili pilav yedikten sonra hamsi ve pilav yan yana gelir mi ya demeyi bıraktım. İyi yapılan bi yerde yapılırsa afiyetle yenir.Buğulaması, pilavı, dolması,haşlaması, Hamsi kayganası, hamsi kuşu denen köftesi ,tavası karadeniz mutfağının vazgeçilmez yemeklerindendir.
Hamsi kayganası, hamsi kuşu denen köfte, turşu, turşu kavurması özellikle kış aylarında tercih edilir. Yörede tomara denen yabani bir bitkiden salata ve turşu yapılır. Sıkılarak suyu süzülen turşular, suda haşlanır, tereyağında kavrulur. Üstüne minzi eklenir.

Hamsi Kuşu: Hamsiler kılçıkları çıkarıldıktan sonra tuzlanıp mısır ununa bulanır. Soğan, nane ve maydanoz ince ince doğranarak iç hazırlanır. Birkaç hamsi avuca alınır, ortalarına hazırlanan iç konur. Balıklar çiğ hamurlaörtülür, yassılaştırılarak köfte biçimi verilir.Çırpılmış yumurtaya bulanarak tavada kızartılır.

Akçaabat köfte: 1930 yıllarında Akçaabat'lı lokantacılarının ortaklaşa yaptıkları, etlerin (Öküz ve Dana) bir araya getirilerek bir arada çekilen kıyma birbirlerine bağlanabilmesi için belirli ölçüde ekmek ve az miktarda sarımsak karışımı ile kendilerinin yemesi için yaptıkları köfteden çok büyük bir damak zevki yakalamışlardır. Bu damak zevkini artık lokantalarda kömürlü, ızgaralı ocaklarda pişirilmek kaydıyla öncelikle bölgeye tanıtımı yapılmıştır ve o tarihten günümüze kadar tüm dünyaya tanıtımı sağlanmış olup Akçaabat Belediyesi tarafından her yıl Ağustos ayında belirli gününde Festival olarak tanıtım için gerekli şenlik ve şölenler sürdürülmektedir.

KARADENİZ MUTFAĞINDAN YEMEK TARİFLERİ




LAHANA SARMA

Karalahana yaprakları haşlanır, suyu atılır. 2. su ile tekrar haşlanır, çıkarılıp sudan geçirilir. Parça et satırla küçük parçalara ayrılır. İçine soğan, domates, maydanoz, karabiber, tuz, pirinç yoğrularak yapraklara sarılır. Yeniden pişirilir. Trabzon'da yakın zamana kadar pirinç yerine mısır yarması (şoromul adı verilen el değirmeninde kabaca öğütülmüş mısır taneleri) kullanılırdı. Tenceredenin dibine yemeğe lezzet vermesi için büyük etli kemik parçaları konulurdu.

LAHANA KAVURMASI

Lahanalar yıkanp haşlanır, suyu dökülür. Trabzon yağı ile bir miktar içyağı bir sahanda eritilir ve bol miktarda soğanla kavrulur. Haşlanmış barbunya fasülyesi, tuz ve biber ilave edilip kavurmaya devam edildikten sonra en son lahana katılır. Kısa bir süre daha karıştırdıktan sonra sıcak olarak yenilir.


LAHANA DİBLESİ*

Karalahana seçilip haşlandıktan sonra süzlür. Bir tencerede bol soğan ve yağ kavrulur. Haşlanan lahananın yarısı tencereye konulur. Üstüne küp küp doğranan patatesler ve pirinç, karabiber tuz ve kalan lahana eklenir. Bir bardak suyla ağır ateşte pişirilir. Pişirildikten sonra bir kere karıştırııp servis yapılır.

* Ordu, Giresun ve Batı Trabzon

HARHAŞİ (DUDEYİ)*

Saplı karalahana yemeğinin Hopa'daki adı "harhaşi" (haşlama) dır. Arhavi ve batısında ise "dudeyi" (karalahana sapı) adı verilir. İlk önce saplı karalahana haşlanır, suyu dökülür. Yeniden taze su konulur ve haşlanır. İkinci haşlamada iç yağı (alima), acı biber (laşani pipeyi), sıvı yağ (yada tereyağ), tuz konulur. İyice pişirilir, piştikten sonra bir tepsiye çıkarılır. Kökler yanyana sıralanır. Üstüne bol ceviz, bir sahanda 4-5 diş sarmısak, tereyağı atılır. Yemeğin suyundan ilave edilip kaynatılır. Tepsinin üzerine dökülür. Sıcak mısır ekmeği ile yenilir.

* Laz yemeği

LAHANA EZME/VURMA*

Köksüz karalahana haşlanır suyu dökülür. İkinci defa su tazelenir. İç yağı, acı biber, terayağı yada sıvı yağ, tuz konulur. İyice pişirilir. Piştikten sonra ezilir. Yakın zamana kadar bzme işinde otantik mutfak gereçleri kullanılırdı. Trabzon köylerinde "gudal" adı verilen ahşap mikser Rize ve Artvin sahilindeki Laz köylerinde ise "kirza" adı verilen şekil olarak farklı ahşap alet kullanılır.
* Tüm Doğu Karadeniz

LAHANA ÇORBASI*

Ayıklanan lahanalar, el ile küçük parçalara ayrılır, sonra yıkanır. Lahana parçaları kaynar su içine atılır. Lahana haşlanan su dökülür. Yeniden su kaynatılır, ıılık suda bir gün bekletilmiş fasülyeler bu suya atılır ve yeniden haşlanır. Büyük parçalı mısır yarmaları, büyükçe bir kemik parçası (günümüzde et suyu), haşlanmış lahana parçaları ve iç yağı ve çok az mısır unu- arzu edilirse kırmızı biber- ilave edilirek pişirilir.

*Tüm Doğu Karadeniz

LAHANA TURŞUSU*

Haşlanan lahanalar, bidonlara su, sarmısak ve acı biberle birlikte doldurulur. İki hafta bekletildikten sonra soğanla kavrularak yenilir.
* Batı Trabzon, Ordu, Giresun

LAHANA YEMEĞİ*

Yıkanıp küçük parçalara ayrılan lahana yaprakları, kaynar suda haşlanırlar. Haşlanan su dökülür. Başka bir encerede haşlanan suya içyağı, kıyma, doğranmış soğan, tuz , mısır yarması - yöreye göre fasülye- ilave edilirek pişirilir.

LAHANA GULİYA *

Lahanalar önce ayıklanıp bol su ile yıkanır. Saplarıyla birlikte büyük parçalara ayrılarak bol tuzlu suda, bir kremul vasıtasıyla, bahçedeki gorelin yada evin hayatında bulunan ocağın tavanına bağlanmış olan orta boy kazanda haşlanır. Pileki ya da bir tepsinin dibi yağlanır ve üzerine bayatlamış mısır ekmek artıkları dökülür. Lahananın haşlama suyuyla mısır ekmekleri ıslatılır. Üzerlerine lahana yaprakları serildikten sonra üzerine kızdırılmış yağ gezdirilip saçayğın üzerinde hafif odun ateşinde pişirilir.

YABANİ LAHANA (GALDİRİK) YEMEKLERİ*

*Ziraati yapılmayan yazın bahçelerde kendiliğinden yetişen "galdirik" karalahanaya benzer bir ottur. Ordu civarında "galdirik" daha doğuda yabani lahana adı verilir.

Galdirik yemeği:Temizlenip yıkayıp soğuk suda haşlanır ve süzülür. Yeşil soğan ve pırasayla kavrulur.

Galdirik turşusu:Yıkanıp, haşlanan galdirik soğutulduktan sonra tuz, sirke ve sarmısakla birlikte bir kavanoza konulur. Yedi gün bekletildikten sonra sofraya çıkartılır.

Galdirik dolması (Sarması): Aynı karalahana sarması gibi, galdirik yaprağı kullanılarak dolmasıda yapılır.

YOĞURTLU PEZÜK*

Pezük ilk önce seçilip temizlenir, haşlanır, süzülür. Yağda kavrulan pezük hafif ılınınca üstüne sarmısaklı yoğurt dökülür. Fatsa, Kumru köyünde bu yemeğe “borona” adı verilir.

* Ordu,

PAZI BURMALISI*

Haşlanmış pazıların, soğanla kavrulduktan sonra bir hamurun içerisine konulup tepside pişirilmesiyle yapılan bir tür börektir.

PAZI YEMEĞİ

Pazılar önce ayıklanır daha sonra haşlanır. İnce parçalara ayrılan pazılar Ordu civarında salça, soğan ve yağla kavrulup içine bulgur ve baharat katılarak, Trabzon civarında ise soğan yağla kavrulup içine mısır yarması, nane, soğan (çok eskiden yabani soğan), kılçıkları ayıklanmış hamsi ilave edilerek yapılılır. Sıcak yada soğuk yenebilir.

*Ordu, Rize arasında yapılır.

PAZI KAYGANA*

Yıkanıp, küçük parçalara ayrılan pazılar, ince doğranıp tuzlanmış soğanlar, nane, maydanoz, yumurta ve mısır unu ile karıştırılarak bir tavada iki taraflı kızartılır. Pazıya Lazca sotoliya, Trabzon Rumcası Lames, Giresun Türkçesinde ise Pezük adı verilir.
* Tüm Doğu Karadeniz

SAKARCA YEMEKLERİ*

Sakarca mıhlaması: Sakarca temizlenir, haşlanır ve süzülür. Soğanla ve baharatla kavrulur. Kavrulan sakarca bir kez karıştırılır ve üstü kapatılıp 10 dakika bekletildikten sonra yenmeğe hazırdır.

Sakarca Kayganası: Mıhlaması gibi haşlanır, temizlenir ve süzülür. Suyu kalmayacak şekilde süzüldükten sonra börek tavasında önlü arkalı yumurtayla beraber kızartılır.

Sakarca Turşusu: Sakarca temizlenip, haşlanıp, süzüldükten sonra soğutulur. Bir kavanoza sarmısak, biber ve sirkeyle konulur. 3 gün bekletilir.

Çöklüce Çorbası: Fatsa’nın Kumru Köyü’nde (Kaynak: Necla Demiröz) Sakarca’ya Çöklüce denilir. Doğranan çöklüceler, kavrulan soğan ve salçanın içine atılır. Üstüne pirinç, tuz ve su eklenip çorba kıvamında pişirilir.

*Taze sarmısağa benzer, yaprakları daha incedir. Mıhlaması, kayganası, çorbası ve turşusu yapılır. Ziraati yapılmayan, bahçelerde kendiliğinden yabani olarak yetişen sakarca ilkbahar mevsiminde toplanır ve tüketilir. *Ordu - Trabzon arasında yenilir.

MANTAR (TİRMİT)*

Mantara benzeyen, beyaz, sarı, krem rengi olmak üzere çeşitli formlarda yabani olarak yetişen yöreye özgü bir bitkidir. Haşlanarak bol soğan ve yeşil biberle kavrulur. İsteğe göre yufka rasına konularak da yenilir. Fatsa’da soğan, yeşil biber, domatesle kavrulur ve içine mısır ekmeği doğranır. *Trabzon'un batısı, Ordu, Giresun

KEŞKEK*

Yörede buğdaya “keşkek” adı verilir, düğünlerde yapılan bir yemektir. Akşamdan bir tencerede ıslatılan keşkek bir gün sonra haşlanır ve ilk suyu süzülür. Ayrıca pişirilen tavuklar, kemiklerinden ayrılarak paraçalanır ve keşkek içine atılır. Birlikte pişirilen karışım servis yapılırken üstüne tereyağlı salça eritilir.

*Tüm Batı, ve Orta Karadeniz'de Trabzon'a kadar yapılır. Trabzon'da ise sadece Şal Pazarı (Ağasar) bölgesinde yapılır. Trabzon, Rize, Gümüşhane ve Artvin sahilinde bilinmez ve yapılmaz.

HAMSİLİ PİLAV*

Temizlenip , yıkanan hamsilerin kılçıkları hamsiler parçalanmadan çıkartılır. Otantik olarak yapılmak istenirse pilekiye, günümüzde ise tepsi yada güvece, hamsiler sırtları tabana bakacak şekilde yanyana dizilirler. Yağda kavrulan soğana, fıstık, kuru üzüm, tuz ve pirinç ilave edilirek iç pilav pişirilir. Pilava az miktarda şeker ve karabiberde katıldıktan sonra pilekideki hamsilerin üzerine yayılırlar. Tepsinin en üst kısmına kalan hamsiler sırtları tavana bakacak şekilde dizilir. Üstüne sıcak tereyağı dökülen tepsi saçyağaı yada fırında pişmeye bırakılır. Hamsiler kuruyup kızardıklarında yemek hazırdır. Lazca "kapçoni pilavi" denilen bu yemeğe Hopa civarında üzüm ve fıstık konulmaz.

* Tüm Doğu Karadeniz

HAMSİ KAYGANA (KARGANA)*

Mısır unu, buğday unutuzlanmış hamsi, maydanoz, süt, yumurta, yağ ve tuz. Tüm bu maddeler doğranarak inceltilir. Biraz sıvı yağla ağır ateşte suyunu çekene kadar pişirilir. Laz bölgesinde maydanoz yerine "kinzi" adı verilen kokulu yöresel bir ot kullanılıp kayganaya süt konulmaz yerine domates, ile sivri biber ilave edilir ve kargana adı verilir. Köylerde toprak zeminli mutfaktaki ateşin üzerine üç saç ayağı kurulur . Bunun üzerinde pileki de pişirilirmiş. Yemeğin üzeri incir yapraklarıyla örtülür, bu yaprakların üzerine köz konularak yukarıdan da ısınması sağlanırmış.



*Tüm Doğu Karadeniz sahili

HAMSİLİ EKMEK*

Özü mısır ekmeği olan ve içinde az miktarda salamura hamsi karıştırılnış bulunan ekmektir. Ekmek pişirmeye tahsisedilmiş pilekide pişer. Bir katıkla değil, pasta veya kurabiye gibi tek başına yenir. Normal ekmekten daha tuzludur. Yanında salatalık veya soğan gibi garnitürler mutlaka bulunmaktadır. Hamsili ekmeğe Lazca kapçon mçkudi, Trabzon Rumcasında ise Hapşozim adı verilir. Hamsili ekmek sade yapılacağı gibi içine pazı, pırasa, lahanada atılarak lezzeti atılabilir. Hamsili ekmek, "hamsi" konulmadan yapılırsa, Doğu Trabzon'da "mertezim" olarak adlandırılır. İlkbaharda yetişen yabani tür bir soğan (adını unuttum), nane (lözme), patates (yemasi), karalahana, iç yağı (steas), mısır unu, tuz yoğurularak pileki’de yapılan bir çeşit ekmektir. Günümüzde yabani soğan bulunması zor olduğundan kullanılmamakta normal soğan ve pırasa ile yapılmaktadır

*Tüm Doğu Karadeniz sahili



KUYMAK/ MUHLAMA/ HAVİTSİ/

Laz usulü muhlama: Unu tereyağı ile yakmadan kavurun . Trabzon peynirini iyice ufaladıktan sonra ekleyip sürekli karıştırarak eritin . Peynir tamamen eriyince 1,5 su bardağı suyu yavaş yavaş karıştırarak ekleyin . Koyu muhallebi kıvamına getirin. Sıcak servis yapın.

Hemşin Usulü muhlama: Mısır Unu yerine buğday unu kullanılarak ya da ikisini birbiriyle karıştırtırılarak yapılır. Diğer yörelerin muhlamalarından farklı olarak içine yumurta kırılır, kaymaklı süt eklenir ve soğan rendelenir.

Trabzon Usulü kuymak: Çaykara civarında Havitz adı verilir. Trabzon tümü ve Giresun sahil ve Rize'nin batı sahil kesiminde yapılır. Kaşar peynirine benzeyen "Televe" peyniri değil minci (Trabzon tuzlu ve kokulu çökelek peyniri) kullanılır. Un yağla kavrulmaz. Yağ eritildikten sonra minci ilave edilir, peynir hafif eriyince yağ yanmadan su eklenir. Daha sonra mısır unu yavaş yavaş karıştıralarak eklenir. Fokurdamaya başlayınca karıştırma işlemi bırakılır ve tereyağının kuymağın üstünde birikmesi beklenir , sıcak servis yapılır.

MALEZ

Süt kabağı (Kobalets) ve süt ile yapılan bir çeşit muhallebidir. Kabak iyice pişirildikten sonra sürekli karıştırılır. Pişince yumuşayan kabağın içi kaşıkla oyularak çıkartılır ve gudalla (ahşap el mikseri) ile ezilir. Daha sonra içine sürekli süt katılarak (yarım kabağa 2 kg. süt konur)tekrar karıştırılır ve pişmeye bırakılır .Biraz tuz ve şeker (bir kg süte 2 çorba kaşığı şeker) konur. Lazcası "Kabağiş Sütli" dir. Trabzon'lular ve Laz'lar tarafından yapılır daha batıda ve Hemşinlilerde bilinmez. Bununla birlikte "malez" lapa anlamında Rize Hemşinde kullanılır ama ineklere verilen yal kabındaki sebze karışımının adıdır.

TURŞİ KAVURMA

Fasülye turşusu ince doğranır. Bu arada bir tencerede bol soğan, teryağı (yada sıvı yağ) ile kavrulur. Üzerine turşu eklenir isteğe göre salça da eklenebilir. Turzu zaten acı olduğundan ayrıca acı ilave edilmez. Lazcası "turşi tahaneyi". Tüm Doğu Karadeniz'de yapılır.

TAZE FASULYE

Zeytin yağlı taze fasülye bilinen yöntemlerle pişirilir. Laz bölgesinde ceviz ve sarmısak öğütülerek yemeğin içine dökülür. kirza ile fasülye ile birlikte ezilir. Çok bulamaç haline getirilmez. "katsakuyi" adı verilen acı siyah erik marmelatından çok az miktarda mayhoşluk versin diye ilave edilir. Lazlar bu yemeğe "qvaneyi" adını verirler.

LAZ BÖREĞİ (BUREĞİ)

Elde açılmış üç yufka tepsiye serilir. Bu arada üzerine dökülecek muhallebisi hazırlanır. Muhallebide 1 kg süte 100 gr. buğdayunu, 2 yumurta, yarım kilo şeker kullanılır. Muhallebi kıvama gelince üç kat yufkanın üzerine boca edilir. Muhallebinin üzerine kızgın tereyağı dökülür. Teryağının üzerine ise karabiber serpilir. En üste 4 yufka daha örtülüp, fırına verilir. Çıkınca üzerini ıslatacak kadar şerbet gezdirilir. Laz bölgesinde yapılır.

ACİKA

Acika daha çok kahvaltıda bazen de kuru fasulye gibi yemeklerin yanında yenilen ve ana maddesi "kinzi" adı verilen maydonoza, kişniş otuna benzeyen kokulu yöreesel bir ottur. Fındık veya ceviz öğütülür, içine kinzi, acı biber ve bol sarmısak ilave edilir. Ezilerek birbirine karıştırılarak yenilmeye hazır hale geitirilir. Bu karışım eskiden "gobi" denilen ağaçtan yapılmış çukur çanak içinde taşla dövülerek ezilirmiş. Hopa ciavrında yapılan bir Laz yemeğidir.

FASÜLYE KAYGANASİ

Fasülyeler temizlenip, haşlanıp süzüldükten sonra börek tavasında önlü arkalı yumurtayla kızartlır. *Tüm Karadeniz.

FASÜLYE EZMESİ (PATİTÇ ÇİHLOMA)*

Fasülye pişirilir, koballe ezilir. İçine sarmısak ve tuz konulur. *Trabzon

BEZİRGENAŞ

Karadeniz köylüsünün hazırlanması kolay aperatif yemekleridir. Bayatlamış mısır ekmeği atılıp ziyan olmaması için yapılır. İki çeşittir: 1- Peynir, yağ ve bayat mısır ekmeği muhlama gibi pişirilir. 2- Fasülye (patitç) turşisi yağda kavrulur üzerine mısır ekmeği doğranır.* Trabzon

ZMİLANÇ (MERÜLCEN)

Böğürtlene benzeyen yabani bir bitkinin yumuşak kiremit reknli yumuşak dikenidir. Çocuklar tarafından çiğken bile yenilir. Olduğu gibi pişirilebileceği gibi turşusu yapılıp soğanlada kavrulabilir. Mıhlaması, soğan veya pırasayla kavurması yapılır. Trabzon'da "Zmilanç", Ordu civarında "merülcen" adı verilir. Ordu - Trabzon (dahil) arasında yapılır.

ZİLİHTA/ZIRİHTA

Buğday unu, yumurta, yoğurt ve su ile sulu hamur haline getirilirdikten sonra bir yağ kızdırılmış bir tavaya bir kaşık kaşık dökülerek kızartılır. bal veya toz şekerle yenilir. Tüm Karadeniz sahilinde yapılır.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Evvel Zaman Ev Yemekleri Lokantası




Ayder yaylasına yaptığımız haftasonu gezimiz'in en güzel anlarından biride geri dönüş yolumuzda merkezde yemek yemek için uğradığımız Evvel Zaman Lokantası oldu.Müze gibi bir yer .Eski yerleri Devlet hastanesinin paralel sokağındaymış .Şimdiki yerleri ise Meydanda sanırım Şeyh Camisiydi onun hemen yanında merkezde.. Şeyh Camii Arkası Eski Rize Evi. Telefon: 464 2122188. Telefon 2: 464 2175504. Web sitesi: www.evvelzaman.com.tr
Hamsili pilavları muhteşem.Karadaniz'e geldiğimden beri üç yemekte inanılmaz hata yaptım .Ön yargı hoş birşey değil .Birincisi Haşlama çorba ,
ikincisi balık çorbası,üçüncüsü de hamsili pilav oldu .Karadenizli değilsen insan pilav ve hamsiyi yan yana getiremiyor diye düşünüyorum .

Hata yapıyoruz inanılmazzzzzzz lezzetli ve balık kokusuda yok .Yapması meşakatliymiş .6 saat öncesinden sipariş vermeniz gerekiyor .Her zaman yapmıyorlar.Hamsili pilavla birlikte karalahana dolması ve turşu kavurma istedik ki olukça başarılıydılar.Yemek sonrası ise içinde damla sakızlı kök sahlep içtik sadece sahlep içilmeye bile gidilebilir .5 kişi 100 TL civarı hesap geldi.Keyifle masadan kalktık ve Trabzon'a doğru yola koyulduk.

Ayder Kardan Adam Festivali 3.günü 6 Şubat 2011 Pazar

Festival'in ikinci günü bizim seyahatimizin 3.günü 6 Şubat 2011 Pazar.Sabah aynı heyecanla kalktıgımda kar yağışı ile uyandım.Hava çok açık değildi ama lapa lapa kar yağışı çok etkileyiciydi. Sabah uzun uzun kahvaltı yaptık.Kahvaltı sonrası eşimle yürüyüşe çıktık .Festival alanına gidip yarışmacıların yaptığı Kardan Adamları görmeye gittik .Ödül alan kardam adamlar oldu yinede ben birinciliği eşime verdim :).


Bi tarafta kardam adamlar bi tarafta halat çekme yarışmacıları ve diğer tarafta poşet boardcular .Pazar günü cumartesi gününe göre daha kalabalıktı .Kar yağışı festival'e ayrı bir hava katmıştı .Bence festival tanıtımı konusunda zayıf kalınmış.Arkadaşımız olmasa bizim haberimiz olma ihtimali mümkün olmayacaktı .Yöresel bir festival havasındaydı ama bence haberi olsa İstanbul'dan Ankara'an İzmir'den birçok misafir gelebilirdi.Festival'in ismi çok başarılıydı ama Doğa Spor Gönüllülerinin özverileriyle yapıldığı çok belliydi .Amatör ruhla yapılmış ve Rize belediyesi biraz ilgilenseymiş Ayder'in turizm'i için de faydası olurdu.Aile olarak Karadenizli değiliz bölgeyi bilmiyoruz.Daha önce karadeniz turu da yapmadığım için bölgeyi Televizyondan yada Atlas dergisinden öteye bilmiyordum.Şimdi acısını çıkartırcasına her hafta sonunu doyasıya geçiriyorum.Çok eğlenceli ama kontrolsüz bir festivaldi .Emeği geçen herkese çok teşekkürler.

Ayder 4.KAR FESTİVALİ

Gezimizin ikinci günü yani 5 Şubat 2011 Cumartesi Festivalin başlangıç günü .Hava muhteşemdi pırıl pırıldı .gokyüzü olabildiğince mavi her yer kar altında ve etraf rengarenkdi. İnsanlar yöresel kıyafet yada değişik şekilde bağladıkları başlıkları ile muhteşem gözüküyorlardı .Karadeniz kültüründen etkilenmeye başladığı söyleyebilirim.Eşimin Mecburi hizmeti dolayısı ile burdayız .Mecburi olması sebebiyle  direnç göstersem de acaip hoşuma gitmeye başladı .                        

Çoçukluğumda kar yağması beklenen günlerde sabahı zor ederdim.
Heyecanla camdan dışarı  bakardım .Kar yağmış mı , okullar tatil mi? , Kar topu oynayabilecek miyiz? heyecanı hissettim diyebilirim .Sabah uyandığımda hemen kafamı yataktan kalırıp pencereye yöneldim. Penceremizden baktığımda pırıl pırıl bır hava ,masmavi bir gökyüzü alabildiğince beyaz bir örtü gözüküyordu.Sevinçle kahvaltıya inip kendimizi dışarı attık :).



Festivalin yapıldığı  alana gittiğimizde panayır havası vardı .Her yerde horon tepenler yada çekenler bölgeye göre bu kavram yer değiştiriyor :). Meşhur Rize kavurması,Döner  satan tezgahlar , mis kokulu çaylar ,meşrubatlar her şey bir arada .Organizasyon kadar katılan insanların enerjisi de festivali doyumsuz kıldı diyebilirim.Karadeniz insanın enerjisine hayranım . Kadın erkek bir arada çoşkuyla  el ele horonlarını oynadı hatta biz bile zaman zaman aralarına girip eşlik etmeye çalıştık..İki gün boyunca alkol'ünde olduğu ortamda hiçbir tadsız olaya şahit olmadım.şahit olduğumuz  olaylar genelde kontrolü sağlanamayan cisimlerle tepeden aşağıya kayan ve etrafa saçılırcasına kendine ve o ortamda bulunan insanlara zarar verenler oldu. Cisimler diyorum çünkü araba lastiklerinin içleri şambrel denen iç lastikler, yazın denizde  kullandığımız deniz botları,poşetler ve buna benzer cisimler ile kayanlar ile doluydu .Festivale Cimilli İbo , Yasemin gibi yöresel sanatçılarda renk kattı .Yarın yarışmalar yapılacak :)

Evvel Zaman Ev Yemekleri Lokantası Resimleri





Posted by Picasa


Evvel Zaman Ev Yemekleri Lokantası Resimlerinde görüldüğü üzere müze gibi gercekten insanı başka bir zamana götürüyor.

Adres : Atatürk Cad. Eski Devlet Hast. Karşısı / RİZE
Telefon : 0464 217 55 04 / 0535 548 33 63

İl: Rize
Adres: Piri Çelebi Mah. Şeyh Camii Arkası Eski Rize Evi
Telefon: 464 2122188
Telefon 2: 464 2175504
Web sitesi: www.evvelzaman.com.tr
E-posta: bilgi@evvelzaman.com.tr

6 Şubat 2011 Pazar

AYDER YAYLASI 1.gün






4 Şubat 2011 Cuma akşamı başladı gezimiz .Buluşma noktamız lezzet duraklarından birinde başladı Rize merkezde bulunan Lale Lokantasında buluştuk diğer gezgin arkadaşlarımızla.İstanbul'dan geldiler ve hep birlikte Kurufasülye - pilav ve ayran üçlemesinden sonra arabadaki yerimizi almıştık .Rize merkezden Ayder kaçkar tabelalarını izledikten sonra Çamlı hemşin girşindeki köprünün orada arabımızı bıraktık. Yol buzlanmıştı ve kar yağmaya devam ediyordu.Ayder yaylasına çıkabilmek için otel'in telefonunu verdiği Dağcı Sinan 'ı aradık .Karadeniz bölgesinin bütün kişisel özelliklerini taşıyan biriydi . Tavsiye ederim . Ayder yaylası karların altında inanılmaz güzel gözüküyor .Çok etkilendim diyebilirim. Otelimiz'in seçimi çok yerinde olmuş .Kuşpuni otel çok şirin . Butik otel formunda odalar temiz ve samimi. Girişte ortada soba kurulu ve sobanın üstünde her daim çay demli oluyor ve gelen bardağını doldurup sobanın arkasında yerini alıyor .Kedi gibi kıvrılıp şekerlemesini yapabiliyor. Kuşpuni 'nin işletmesini Türkan hanım ve Osman bey yapıyor yoğun olduğu dönemlerde Türkan hanımın Anne ve  babası yardım ediyorlar.Çok samimi bir aile. Sabah kahvatılarındaki Türkan hanımın annesinin yaptığını düşündüğümüz ev reçelleri inanılmaz lezzetliydi.Akşam için ailenin sahibi olduğu Çise restaurant oldukça yerinde bir tercih oldu.Karadeniz yemek konusunda hem lezzetli hem ucuz fiyatları ile insanı hiç üzmüyor .Alabalığı ,eti ,muhlaması  ,mezesi ,35 liği , İçeceği ile beraber 5 kişilik full bir masa 100 tl civarında bir hesap geliyor. Yemek sonrası otelimize geçerken gece vakti çok değişik manzaralar  gördük..İki kütük parçasından oluşan ateş yakılımış ve kalabalık  bir aile bi tarafta horon teperken  ,diğer tarafta poşetleri altlarına geçirmiş çocukça kayan ergenleri gördük.Görmekle kalmayıp eşimle beraber  bizde denedik .en son 20 yıl önce denemiştim çok komikti ve uzun zamandır bu kadar gülmemiştim :) iyi gecelerrr  yarın büyük gün 

21 Ağustos 2008 Perşembe

ROCHES (BEYOGLU)CIKOLATASI


Gerekli malzemeler ;

Bitter çikolata ( ince ince parcalanmis)
Findik, badem , antepfıstığı
arzuya göre ceviz
yarım su bardağı su
1 tatlı kaşığı pudra şekeri( Konya seker)

fırın ısimızı 170-180 dereceye getirip ısıtmaya başlayalım.
Findik,Bademlerimiz, antepfıstıklarımızı ve isterseniz bir miktar cevizimizi fırın tepsimize serdiğimiz yağlı kağıt veya silpat üzerine serpiştirelim ortaya toplanacak sekilde findiklarin ve tum kuruyemis malzemenin üzerine pudra şekeri ile suyu karıştırarak serpiştirerek dökelim.
Tepsimizi fırına vererek 10 dakika kadar pişirelim. Fırından çıkarıp soğumaya bırakalım. Iyice karamelize olsunlar.
Bu arada çikolatalarımızı benmari usulu eritelim.
Sogumus olan kuruyemişlerimizi çikolata ile karıştıralım.
Düz bir zemine yağlı kağıt veya silpat serelim.
Çikolatalı ve kuruyemisli karışımımızdan bir çorba kaşığı kadar alıp yağlı kağıdın üzerine şekilsiz dökelim.
Tepsimizi biraz donduralım.
Soğuduktan sonra yağlı kağıdın üzerinede çikolatalarımızı spatula ile çıkaralım. İstadiğimiz gibi servis yapalım.Isteee size meshur Beyoglu cikolatasi tarifi

Cocuklariniza ve sevdiklerinize yapimi 15 dakika bile surmeyen leziz cikolatalar.Esim en cok Roches nam-i diger Beyoglu cikolatasini seviyor

TRUFF `TRUFFLE` BASIC


250 gr çiğ krema
500 gr bitter küvertür
Krema kaynatılıp, içine 'isteğe göre cesitli ickiler ve likormeyve puresi,karamel,findik,fistik,badem,limon,portakal kabuğu rendesi eklenir.Kaynayan krema ateşten alınıp içine minik minik parçalara ayrılmış küvertür atıp, eritilir. İyice karıştırılır.Alkolünün uçmaması için likör en son eklenir.

1 GUN DOLAPTA BEKLETILMIS GANAJ DONDUKTAN SONRA KUCUK MISKET BOYUTUNDA SEKILLERE AYRILIR ELLE SEKILLENDIRILEN CIKOLATA ERITILMIS CIKOLATA ,KAKAO ,PUDRA SEKERI,HINDISTAN CEVIZI, TOZ FISTIK VE TOZ BADEME BULANIR.

NOT :ELINIZIN SICAKLIGINDAN DOLAYI YAPISMASIN ISTIYORSANIZ ELINIZ ARADA PUDRA SEKERINE BULAYIN .

Yaptığınız topları buzdolabında soğuttuktan sonra elinize aldığınız erimiş küvertür ile ( ya da içine batırarak) dışlarını iyice kaplayın. İsterseniz üstlerine değişik şekiller de yapabilirsiniz. Ya da daha sonra kıyılmış fındık, hindistan cevizi gibi malzemelere de batırabilirsiniz. Buzdolabında soğutup, dondurduğunuz çikolata topları artık ikrama hazır

TRUFF `TRUFFLE`


Truff için gerekli malzemeler ;
250 gr sütlü + 250 gr bitter küvertur ( ELIT )
250ml sıvı krema ( SEK VEYA TIKVESLI)
istediğiniz miktarda çikolatalı kek)
üzeri için ; 100 gr sütlü + 100 gr beyaz küvertur
isterseniz fındık, antep fıstığı, badem parçacıkları
Öncelikle 400 gr küvertur çikolatamızı küçük küçük parçalara ayırıp geniş bir çelik kabın içerisine koyuyoruz.
Orta hararetli ocağımızda 350 ml kremamızı devamlı karıştırarak kaynatalm.
2- Kaynayan kremamızı çikolatalarımızın üzerine dökelim. Ve tel çırpıcımzı ile çikolatalar eriyene kadar karıştıralım.
3-kekleri küçük küçük ufalayıp çikolata karışımımız sıcakken içerisine atalım ve karıştıralım. Kekler görünmeyecek kadar ufalmasını sağlayanlım. İsterseniz içerisine hiç kek eklemeyebilirsiniz. Ama içerisine eklenen ve yumuşatılan kek truff'a çok farklı ve yumuşak bir kıvam katıyor..Bu aşamadan sonra hazırladığımız karışımı en az 4-5 saat oda sıcaklığında bekletmemiz gerekiyor. Beklerken çikolatamız katılaşacak ve istediğimiz kıvama gelmeye başlayacaktır
.4- Bekleme aşamasında 30 dakika 1 saatte bir gelip gidip çikolatanızı kontrol edin ve karıştırın.Fotoğraftaki gibi spatulayı kaldırdığımızda karışımımız akışkan olmayıp sertleşmişse, buzdolabına kaldırabilirsiniz. Buzdolabında ise en az bir gece veya yine 3-4 saat bekletelim.
Buzdolabından çıkardığımızda, karışımımız sert bir görünüşte olacaktır.
5- Dondurma kaşığı ile çikolatamızdan parçalar koparıp elimizle yuvarlamaya başlayabiliriz.
6- Yuvarladığım parçaları , üzerine yağlı kağıt serdiğim bir fırın tepsisinin üzerine diziyorum..Ve işlem bittikten sonra 10 dakikalığına buzdolabına kaldıralım.
7- Trufflarımız buzdolabında dinlenirken bizde 100 gr sütlü ve 100 gr beyaz çikolatamızı benmaride eritelim. Siz isterseniz sadece sütlü veya sadece beyaz çikolata eritip üzerilerini kaplayabilirsiniz.Çikolatalarımız eridikten sonra buzdolabından trufflarımızı çıkartalım. Erittiğimiz çikolataların içerisine iki kaşık yardımıyla birer birer trufflarımızı ekleyip her tarafları iyice çikolataya bulanana kadar yuvarlayalım. Çikolataya buladıklarımızı tekrar yağlı kağıdın üzerine koyalım. Tek tek hepsine aynı işlemi yaptıktan sonra en son , eğer isterseniz, dövülmüş fındık vb. üzerilerine serpiştirebilirsiniz. Bu aşamadan sonra 1 saat tezgahın üzerinde çikolataların donmasını bekleyelim.
8- Bir saat sonra hazırladığımız truffları buzdolabına kaldıralım.

sabah buzdolabından truffları çıkardığımda, iyice donmuş haldeydiler..Donmuş derken, üzerindeki çikolatalar donmuş oluyor, içleri ise yumuşak kalıyor

OZEL CIKOLATA KALIPLARINDA ICI DOLGULU CIKOLAT ATARIFI

Küvertür (minik minik kesebilirsiniz) koyduğunuz kabı, içi sıcak su dolu bir başka kapa koyarak (benmarin usulü) eritiyorsunuz. Ama dikkat etmeniz gereken önemli bir nokta ver. Çikolatanın asla su ile temas etmemesi geriyor. Bir minik not daha, eriyen küvertürünüzün kalitesini soğudukça üstünde yağımsı bir madde bırakmamasından ya da soğukça üstünün kuruyup çatlamamasından da anlayabilirsiniz. Kaliteli bir küvertür (resimde görüldüğü gibi karıştırıldığında salep kıvamında olur, dökülen kısmı top top ortada birikmez.

Küvertürü çikolata kaplarına dökün, iyice sallayın ki içinde hiç hava kalmasın sonra dükün, bir daha doldurun ve yine dökün. Kalıbın içinin her tarafının çikolatalanmasını sağlayın. İçini boşalttığınız kalıbı buzdolabında soğutmaya bırakın. Bu arada kalıplarınızı asla sert malzemeler ile yıkamayın ki çizilmesin ve kurumuş bile olsa iyice kurulayın çünkü içinde kalan su damlacıkları çikolatanızın mat olmasına neden olur.


Soğutup dondurduğunuz içi çikolata kaplı kalıpların ortasına minik minik iç dolgu malzemesi yani hazırladığınız ganajı, huni şeklinde yaptığınız kağıt ile sıkın. (Bir gün önce yapıp buzdolabında soğuttuğunuz ganajını biraz oda sıcaklığında beklettiğinizde sıkılabilecek kıvamda olur.)

Sıra geldi kalıpların üstünü kapatmaya. Dışı küvertürlü içi ganajlı kalıpların üstünü tekrar erimiş küvertür ile iyice kapayın. Kalıpların birbirinin birbiri ile bağlantıları arasında çikolata kalmamasına özen gösterin ki çikolatalar kalıplardan çıkarken, birbirine bağlı çıkmasınlar. Son aşama her zamanki gibi çikolatanın donması için buzdolabı. İyice soğuduktan sonra kalıptan çıkardığınız çikolataları afiyetle yiyebilir, misafirlerinize ikram edebilirsiniz.

GANAJ(DOLGU MADDESI)

Sıra geldi Ganaj yapımına..

.Ganaj, çikolatanın iç dolgu malzemesine deniyor.

ganaj
250 gr çiğ krema
500 gr bitter küvertür

Krema kaynatılıp, içine 'isteğe göre cesitli ickiler ve likor
meyve puresi,karamel,findik,fistik,badem,limon,portakal kabuğu rendesi eklenir.
Kaynayan krema ateşten alınıp içine minik minik parçalara ayrılmış küvertür atıp, eritilir. İyice karıştırılır.
Alkolünün uçmaması için likör en son eklenir.


NOT:
1-Eger ganaj truffle cikolata yapilmak uzere haizrlaniyorsa birgun onceden yapilip buzdolabinda bekletilmelidir.Boylece elle sekil verirken cikolatanin erimesi en aza indirilmis olur.
2-Ancak yapilan ganaj sadece dolgulu cikolatalarin icinde kullanilcaksa bu durumda yarim saat oncesinde hazirlamak kullanim kolayligi acisindan daha saglikli olur.
Daha sonra bir gece boyunca buzdolabının alt tarafında bekletilir.
 

Gezdim-Pişirdim-Yazdım Template by Ipietoon Cute Blog Design